1 Haziran 2013 Cumartesi

Güven meselesi

Bu çok zor. İçte yanan öyle bir ateş ki bu öyle yakıcı ki... Öyle bir düşüş ki bu düşerken öyle bir boşluk ve sonsuz ki, sona gidiyormuş gibi ama yeniden doğuyormuş gibi... Bir yanda karamsarlığı ama diğer yanda ümidi… Karabasanlar içinde sesin çıkmıyormuş gibi çığlıkların. çağna kulak versin bir “gerçek”.  O gerçek soğukkanlılıkla kor ateşin üzerine basarak söndürsün yananları, o düşüşte bir anda takılıp asılı kalmak onun güçlü dallarında, sona doğru giderken yeniden doğmuş gibi hayatta kalmak  istiyorsun. Biliyorum. Kaburgalarının arasından etini yırtarcasına içinden çıkmak isteyen özün öyle güçlü ki, içinden çıkaramadıkça orada çürüyen özün. Çürüdükçe içine yayılarak seni zehirlemeye başlayan. 

Sussan özün razı değil, söylesen hiç kimse razı değil. Öyle değil mi? 

Öyle eller olsaydı ki içi boş bir çuval gibi önüne yığılsan o elleriyle içini doldursa kendiyle, özenle, ağzına kadar dolsan elleriyle bağlasa sıkı sıkı… Hiç kimseler açamasa bilmese içinde ne olduğunu, ağırlığını kazansan. Sandıklarından her birine ait ayrı ve uyumsuz parçalarla dolmasa için, özenle ve her biri birbiri ile uyumlu parçalarla dolu olsa ne güzel olurdu değil mi? Biliyorum. Senin en derin meselen daha çok o çuvalın muhafaza edilmesi… Biliyorum.


Haklısın aslında. Özellikle ikili hayatlar yaşıyorken, güven en büyük sorun. Yanıbaşında yıllarca tanıdığını sandığın insanlara bile güvenemezken bu derece hassas hayati bir teslimiyet konusunda güven problemi yaşaman. Ancak emin ol aynı şey şahsım için de geçerli

Özellikle sıkışıp kaldığın bu hayatlar konusunda ki hassasiyetin çok normal dediğim gibi. Ancak şahsen bu konuda benim net düşüncem daha açıkça şu ki aslında yazmıştım üzerinden geçmekte fayda var. Sen eğer lifestyle yaşamak istiyorsan bu hayatı o halde öncelikle bu hayatı gerçekten ikiye ayırabilmiş ve bu iki yaka arasında kusursuz geçişler yapabilen bir Sahibeye ait olmalısın. Zaten olması gereken budur çünkü burası Femdom gezegeni değil. Yani sosyal bir alanda (iş, aile, çevre vs) yani ikinize ait olan dünya haricinde seni muhafaza ettiğine emin olduğun gece başını yastığa koyduğunda bunun için endişelenmek yerine yarınki toplantını düşünebildiğin bir güvene sahip olman gerekir. Burada sana da iş düşüyor. Yani gerçek içselleştirmiş biri ile sallantıları olan arada su kaçakları  olma olasılığı olanı birbirinden ayırt edebilmen gerekli. Sonrasında kendi adına da bunu başarabilmelisin. Bu geçişleri çok rahat yapabilmelisin. Şöyle örnekleyelim; Evde ona hizmet eden bir itaatkar yemek yapan bir aşçı servis yapan bir garsonsun belki ancak o kapının dışına çıktığın anda karınınız acıktığında bir restaurata girdiğinizde servisi eleştirip siparişlerini verirken net, hizmet edenleri hizmet ettirirken hafif öne eğebilen bir yapı kurabilmelisin. Ya da kapıdan çıkarken kapı eğişinde ayaklarını öpüp çıktığın kapının dışında ayaklarına kapandıran bir yapıyı muhafaza edebiliyorsan, yani dışarıda master içeride bir sub. olabilme arasında geçişler yapabiliyorsan sen o gün oldun demektir. Sana sahip olan için bunları izliyor olmak ayrıca keyif verici tabi. Tabi ki sana bu hareket alanını sağlayacak yapıda biri olmalı. O da senin şansına! Çünkü bu yapıyı kurmaya izin veren bir Efendi ile, hayatta tat almak istediğin her iki dünyayı tek çatı altında toplayabilirsin. Bu şansı yakalarsan bir gün kaçırma derim çünkü hep bir yanın eksik kalacaktır. Eksik yaşamaksa seni günden güne eritecektir. İtaat huzur verir. En basit sebebi senin yerine senin adına düşünen ama gerçekten düşünen bir yapı olması. Düşünsene hiçbir şey düşünmek zorunda değilsin. Şimdi ne yapmak ister nasıl memnun edebilirim nasıl bir hediye ister ne yemek ister vs vs gibi hiçbir şeye kafa yormak zorunda değilsin. O ister sen yaparsın.

“Kadın-lar ne ister sorusuna kimse cevap bulamamışken, bir Domme ne istediğini bilir ve bunu çok net ve keskin bir şekilde söyleyebilir. O halde, bir Domme’de kadındır ancak yalın bir kadından daha çoktur ve çok daha konforludur ve bu erkek/köle kısmı için büyük bir lükstür! Farkına varabilene tabi.”

O istediği olduğu için sen onun istediği olduğu için mutlu olursunuz. İşte gerçek mutluluk budur. Çünkü itaatkar yapıda mutlu edildiğinde mutlu olunmaz, sahibi mutlu edildiğinde mutlu olunur. Kendini adamak. Bu kadar basit aslında. Konumlanma zaten ortada detaylarda da sorun yoksa kendini adamak güzeldir. Senin ihtiyacın seni o sıkıştığın yerden çekip çıkaracak ve sana başka yollar da olduğunu işaret edebilecek biri! 

Ki emin ol her zaman bir yol vardır. 

(Kime niyet kimlere kısmet oldu bu yazı... Fena da olmadı! )

Görüşmek üzere...

2 yorum:

  1. Gene her zamanki gibi muhteşem ve harikulade bir yazı. Sorular git gide cevaplarını buluyor ve sis perdesi aralanıyor sayenizde. Herkesin o doğru yolu bulması ve kendini inandığı ve istediği şeylere adaması dileğiyle. Kaleminize sağlık.

    YanıtlaSil
  2. önemli bir sorun .. "iki hayat" ..

    YanıtlaSil