Bu çok zor. İçte yanan
öyle bir ateş ki bu öyle yakıcı ki... Öyle bir düşüş ki bu düşerken öyle bir
boşluk ve sonsuz ki, sona gidiyormuş gibi ama yeniden doğuyormuş gibi... Bir
yanda karamsarlığı ama diğer yanda ümidi… Karabasanlar içinde sesin çıkmıyormuş
gibi çığlıkların. çağna kulak versin bir “gerçek”. O gerçek soğukkanlılıkla kor ateşin üzerine
basarak söndürsün yananları, o düşüşte bir anda takılıp asılı kalmak onun güçlü
dallarında, sona doğru giderken yeniden doğmuş gibi hayatta kalmak istiyorsun. Biliyorum. Kaburgalarının
arasından etini yırtarcasına içinden çıkmak isteyen özün öyle güçlü ki,
içinden çıkaramadıkça orada çürüyen özün. Çürüdükçe içine yayılarak seni
zehirlemeye başlayan.
Sussan özün razı değil, söylesen hiç kimse razı değil.
Öyle değil mi?
Öyle eller olsaydı ki içi boş bir çuval gibi önüne yığılsan o
elleriyle içini doldursa kendiyle, özenle, ağzına kadar dolsan elleriyle
bağlasa sıkı sıkı… Hiç kimseler açamasa bilmese içinde ne olduğunu, ağırlığını
kazansan. Sandıklarından her birine ait ayrı ve uyumsuz parçalarla dolmasa
için, özenle ve her biri birbiri ile uyumlu parçalarla dolu olsa ne güzel
olurdu değil mi? Biliyorum. Senin en derin meselen daha çok o çuvalın muhafaza
edilmesi… Biliyorum.
Haklısın aslında. Özellikle
ikili hayatlar yaşıyorken, güven en büyük sorun. Yanıbaşında yıllarca
tanıdığını sandığın insanlara bile güvenemezken bu derece hassas hayati bir
teslimiyet konusunda güven problemi yaşaman. Ancak emin ol aynı şey şahsım için
de geçerli
Özellikle sıkışıp kaldığın bu hayatlar konusunda ki hassasiyetin çok
normal dediğim gibi. Ancak şahsen bu konuda benim net düşüncem daha açıkça şu
ki aslında yazmıştım üzerinden geçmekte fayda var. Sen eğer lifestyle yaşamak
istiyorsan bu hayatı o halde öncelikle bu hayatı gerçekten ikiye ayırabilmiş ve
bu iki yaka arasında kusursuz geçişler yapabilen bir Sahibeye ait olmalısın.
Zaten olması gereken budur çünkü burası Femdom gezegeni değil. Yani sosyal bir alanda (iş, aile, çevre vs) yani
ikinize ait olan dünya haricinde seni muhafaza ettiğine emin olduğun gece
başını yastığa koyduğunda bunun için endişelenmek yerine yarınki toplantını
düşünebildiğin bir güvene sahip olman gerekir. Burada sana da iş düşüyor. Yani
gerçek içselleştirmiş biri ile sallantıları olan arada su kaçakları olma olasılığı olanı birbirinden ayırt
edebilmen gerekli. Sonrasında kendi adına da bunu başarabilmelisin. Bu
geçişleri çok rahat yapabilmelisin. Şöyle örnekleyelim; Evde ona hizmet eden
bir itaatkar yemek yapan bir aşçı servis yapan bir garsonsun belki ancak o
kapının dışına çıktığın anda karınınız acıktığında bir restaurata girdiğinizde
servisi eleştirip siparişlerini verirken net, hizmet edenleri hizmet ettirirken
hafif öne eğebilen bir yapı kurabilmelisin. Ya da kapıdan çıkarken kapı
eğişinde ayaklarını öpüp çıktığın kapının dışında ayaklarına kapandıran bir
yapıyı muhafaza edebiliyorsan, yani dışarıda master içeride bir sub. olabilme arasında
geçişler yapabiliyorsan sen o gün oldun demektir. Sana sahip olan için bunları
izliyor olmak ayrıca keyif verici tabi. Tabi ki sana bu hareket alanını
sağlayacak yapıda biri olmalı. O da senin şansına! Çünkü bu yapıyı kurmaya izin
veren bir Efendi ile, hayatta tat almak istediğin her iki dünyayı tek çatı
altında toplayabilirsin. Bu şansı yakalarsan bir gün kaçırma derim çünkü hep
bir yanın eksik kalacaktır. Eksik yaşamaksa seni günden güne eritecektir. İtaat
huzur verir. En basit sebebi senin yerine senin adına düşünen ama gerçekten
düşünen bir yapı olması. Düşünsene hiçbir şey düşünmek zorunda değilsin. Şimdi
ne yapmak ister nasıl memnun edebilirim nasıl bir hediye ister ne yemek ister
vs vs gibi hiçbir şeye kafa yormak zorunda değilsin. O ister sen yaparsın.
“Kadın-lar
ne ister sorusuna kimse cevap bulamamışken, bir Domme ne istediğini bilir ve
bunu çok net ve keskin bir şekilde söyleyebilir. O halde, bir Domme’de kadındır
ancak yalın bir kadından daha çoktur ve çok daha konforludur ve bu erkek/köle
kısmı için büyük bir lükstür! Farkına varabilene tabi.”
O istediği olduğu için
sen onun istediği olduğu için mutlu olursunuz. İşte gerçek mutluluk budur.
Çünkü itaatkar yapıda mutlu edildiğinde mutlu olunmaz, sahibi mutlu edildiğinde
mutlu olunur. Kendini adamak. Bu kadar basit
aslında. Konumlanma zaten ortada detaylarda da sorun yoksa kendini adamak
güzeldir. Senin ihtiyacın seni o sıkıştığın yerden çekip çıkaracak ve sana
başka yollar da olduğunu işaret edebilecek biri!
Ki emin ol her zaman bir yol
vardır.
(Kime niyet kimlere kısmet oldu bu yazı... Fena da olmadı! )
Görüşmek üzere...
Gene her zamanki gibi muhteşem ve harikulade bir yazı. Sorular git gide cevaplarını buluyor ve sis perdesi aralanıyor sayenizde. Herkesin o doğru yolu bulması ve kendini inandığı ve istediği şeylere adaması dileğiyle. Kaleminize sağlık.
YanıtlaSilönemli bir sorun .. "iki hayat" ..
YanıtlaSil