22 Haziran 2013 Cumartesi

Yaklaş!


Hayata keskin bakışlarla bakardın. Panaromik izler, genelden bir anlam çıkartırdın. Bakmanın ve görmenin farkını başını önüne eğdiğinde çok net anlardın. Başın önünde, bakışların yerlerde olduğunda...  Aradığının o yerlerde olduğundan çok emindin... Başını dik tutmak yorucuydu senin için. Onlar seni böyle başı dimdik görmek isterlerdi... Ama boynunu eğmek ve bakışlarını yüzünü yerlere bırakmak nasıl da dinlendirirdi seni... Ne zaman bakışların yerlerde olsa bir huzur sarardı bedenini...

Çünkü senin aradığın bastığım yerlerdeydi... Ayaklarımdı...

Bazen aşık olduğun kadının ayakları olduğu için, bazen de o ayaklarına aşık olup sahip olduğun kadınlar vardı... Kimisinin ayakları yere basmazdı kimisinin ise bastığı yerden ses gelirdi... Kimisi ayaklar ile nasıl sevişilir diyerek anlamaz veremez, kimisi ise bunun nasıl bir haz olduğunu keşfetmişti...

Sen ayaklarımı isterdin tutkuyla, çünkü yere sağlam basardım ve ayak tabanım yüzün ile uyum içinde parmaklarım dudaklarınla senkronize haz alarak hareket edebilirdi...

Önce geçtiğim yollardaki ayak izlerimi keşfettin... Bıraktığım derin izleri izledin, o kadar tecrübeliydi ki dürtülerin ve merakın... İyi tanımak için onları, dizlerinin üzerine çöktün önce, sonra eller izlerin iki yanında destekçin, yüzün yerde bıraktığım ayağımın kokusunu çekerek takip etmeye başladın beni. Çünkü onlara yakın olabilmenin diz çökmekten başka yolu yoktu. Ne kadar uzun yürümüştüm, eminim çok yorgunlar bunca yoldan sonra diye düşündün bu takip seni de yordu biliyorum. Ama inan bana doğruya giden yol zaten kısa ve kolay bir yol değil... Biliyorsun bunu ve biliyorsun ki ne zaman dizlerin çürüyene kadar yorulsan ve acı çeksen sonunda yorgunluğunu hissetmeyeceğin kadar gerçeğe yaklaşacaktın. Bilerek devam ettin ve verdiğim molalarda ki zaman aralarım senin bana yetişmeni sağladı. Ayağa kalktın ve işte karşımdaydın.

Titreyen ellerini ve dudaklarını gördüm önce, benizinin rengi doğallığından daha da kırmızıydı... Terli teninden itaatin kokusunu alıyordum. Yosun yeşili gözlerim okyanus mavisi gözlerine dikti bakışlarını...  Trample’a ne gerek!? Bu kadarı kafiydi... Karşımda olmanın senin üzerindeki ürperti ile karışık hazzı, rakının verdiği haz ile birlikte yükseldiğinde, burnu açık siyah ayakkabıdan görebildiğin kırmızı ojeli bir iki parmağa sahip ayaklarımın ayakkabıdan kurtulup ayaklarının üzerine yerleştiği andaki irkilmendi ve cümlenin yarım kalmasıydı o an için en  yüksek haz... Her ikimiz içinde böyleydi...



Bu zevki tanıyan bir kadındım bunu biliyordun ve aradığın o güçlü basan ayaklar bendeydi... Bu zevki tanıyan bir adamdın aradığım yüz sendeydi. 

Bu bir ibadetti... Bana olan ibadetini benim ayaklarımın dinine geçişini büyülü bir ayin ile kutsamalıydım. Tarih belli coğrafyam belli...

Bana gel!

Gel ve kırmızı ojeli parmaklarıma uzanan kırmızı şarapla yıkanmış ayaklarımın bileklerine bağladığım kırmızı kurdelaları dişlerinle çözerek sarhoş olmak için bana yaklaş!


Hadi gel!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder