-Janis seni gerçekten biraz daha tanımak istiyorum. Biraz daha genel. Daha
da özel…
-Sor.
-Nereden başlayacağımı bilmiyorum?
-Merak ettiğin yerden başla.
-Her şeyi merak ediyorum.
-İstediğin yerden başla o zaman. Ama
artık başla…
-Sanırım çok kolay sıkılıyorsun?
-Evet tahammül eşiğim oldukça
düşüktür. Bu gibi zamanlarda dikkatimi tamamen kaybediyorum. Sıkıldığım
herhangi bir şeyi yeniden denemem söz konusu olmuyor. Sonrası hafızam. Beynim o
şeyle ilgili tüm kaydı siliyor. Boşuna yer kaplamıyor, yeni verilere yer
açıyor.
-O halde hatıraların, anıların da olmuyor demektir. Öyle mi? Geçmişte
paylaştığın her şeyi siler misin?
-Hayatımın bir parçasını ayırdığım
yaşadığım bir dönem ya da insanları silmek demek değildir bu. Ben sıkıldığım,
canımı sıkan ve gereksiz verileri, çirkin olanları siliyorum. Aksine yaşadığım
ve yaşadığımız her ne varsa aramızdaki bağın sebebidir.
-Hayatına girdiğin insanları merak ediyorum. Mutlaka hayatlarına
dokunmuşsundur.
-Hayatına bir biçimde girdiğim
insanların hayatlarına dokundum doğrudur. Onlar hayatlarına dokunmam için
elimin ayağımın altında konuşlandılar. Kimisini geri döndürdüm bu kapıdan
girmeden içeri, kimisi eşikte beklerdi açtım kapıları görsün diye, kimsini
yakasından tutup çektim kendime… Kendimin yaptım bazısını… Kimisini duymadım
bile…. Hayatıma girenlere bakıyorum… Çok güzeller, bakmayı severim ben, güzeli
severim… Hayat standartları belli noktaya ulaşmış kendi alanlarında uzmanlaşmış
net çizgisi olan insanlardır. Sohbet etmeyi severim sohbet ederken öğrenmeyi
de… Ben de öğrenmeyi seviyorum… Bilgiyi hep vermek değil karşı tarafa, almak da
keyifli…
-Güzellik standartlarını seni gerçekten takip edenler biliyorlar artık.
-: )
-Mesleğin aşağı yukarı tahmin ediliyor ama emin olmak isterim. Kötü Polis deyince aklıma İK geliyor, olabilir
mi?
- Olabilir…
-İnsan Kaynakları kendi içerisinde tam olarak bulunduğun pozisyon nedir
peki?
-Doggy Style ; )
-Köprü geçtiğinizi görüyoruz peki nerede yaşıyorsunuz iş yeriniz nerede?
-Açık adres de vereyim mi? : )) Son bir yıldır Bostancı'daydım, ancak o eskidendi. Şimdilik bir süre daha hafta da bir gün... Şimdi ise avrupa
yakasının en tipsiz plazasında…
-Sizi görmeyi çok isterdim.
-Ben hiç saklanmadım.
-Böyle bir şans var mı gerçekten?
-Var.
-Ama sizi görebilmenin de kuralları vardır eminim.
-Elbette. Her mention yazan ya da
her mail atana fiilen cevap verip gel bakalım demem mümkün değil… Bir takım
kriterlerim ve gözlemlerim söz konusu. Karşıma gelecek kişinin öncelikle
beklentisini sıfırlamış olarak karşıma gelmesine dikkat ediyorum/istiyorum.
Amaç sadece tanımak, tanışmak olmalı. Elbette yaş iş konum medeni durum vb gibi
çizgilerim var ancak artık daha tolerans gösterdiğim durumlar olmuyor değil. Bu
diğer tarafların ne kadar ağır bastığı ile orantılı, dengeli… Herşeyi bir yana
koy, istemem gerekli…
-Sakin misiniz agresif mi tam çözemiyorum? Tepkilerinizi kestirmekte
zorlanıyorum.
-Soğukkanlı ve kendini
ehlileştirdiğini düşünen bir kadınım. Ancak bu benim düşüncem. : ) Poker face olduğumu yüzümü okuyamadığını söyleyenler de oldu epey... Kestirememen de normal haliyle... Ama kırmızı
çizgilerim var. Bu çizgiler oldukça belirgin ve net. Bırak geçmeyi,
yaklaştığını görmeyi, hissettiğim an o kırmızı çizgiyi üzerine çekerim. Pire
için yorgan değil yatak yorgan yakmışlığım çoktur. Hassasiyetlerim yüksek
oluyor. Ayrıca takıntılı olduğum konular da var… Zorlanmakta haklısın. Saygı
herkesin dilinde ancak ben saygıyı sadece lafta duymanın değil görmeyi ve
yaşamayı tercih ediyorum. Saygı çizgisine mesafesini çok dozunda ayarlamalı…
- Haz aldığınız ne varsa bilmeyi çok istiyorum. Jordan’ı, Jimmy ve Jack’i…
-Jordan ile bir takımız… Janis
deyince Jordan akla gelir zaten, ki bunu Janiscilerin hemen hepsi bilirler. Ama
ilginç yanı Jordan ile alakası olmayan insanlar, ama Jordan var diyerek de
kaçma gereği duymuyorlar. Takım olmamız bağımsız hareket edemiyoruz anlamına da
gelmez tabi ki. Herkesin bir özel hayatı var : )) Jimmy ve Jack’e gelince…
Onlar tavşan atlet… ; ) Ama haz aldığım herşeyi bilmen de mümkün değil... Bu kişiye göre değişiklik gösteriyor.
- Tarzınızı anlamayı çok istiyorum. Olmazsa olmazlarınızı…
-Karşımdaki insanın bende neler
uyandırıp nerelere dokunacağını ben de kestiremiyorum en başta… Bir araya
geliyorsunuz, üzerinden/kalçalarından inmem paramparça ederim bu iti dediğiniz
karakter bir bakıyorsunuz keyfi kullandığınız facesitting pufunuz olmuş… Yada
sosyal/özel hayatınızda bir partner. Mutfaktaki
çay süzgecinden delikli kepçeye kadar evinize hâkim biri haline gelmiş ya da evinde bana ait bir dolap sahibi olmuşum… Rakı
masanızın sakisi/mezesi/sohbeti… Öncelikler arda düşmüş, önemsemediğin detaylar
bağ kurmuş… Entelektüel paylaşımlar sizi tatmin etme noktasına getirmiş.
Sapyoseksüel değilim ama bilgi bana çok çekici gelir. Her konuda olmasa bile
hayatta bir alanda da olsa bir şeylerden anlıyor oluşu önemli… Kan, yakma,
yaralama, scat vb. sağlığı bozacak hiç bir şeyde yokum. Bilinir. Onun dışında
her şey değişir… Zevkler bile… Önemli olan mayası… Edilgen oluşu önemli… Nerede
durduğu, kendini teslim edişi ve buna güvenişi…
-Size güvendiğini nasıl anlıyorsunuz peki?
-Çok da fazla açık vermenin gereği
yok ancak küçük bir örnekle anlatabilirim; çok özel ve savunmasız anında elime
aldığım telefon/fotoğraf makinemi gördüğünde tepkisini/tepkisizliğini
beklerim. O benim ne çektiğimi yada aslında ne çekmediğimi bulunduğu noktadan
bilemez. Zerre tepki/tepkisizlik beklerim. Refleks halinde olur bu genelde. O
refleksi bana karşı çalışmıyorsa bu onunla ilgili doğru noktada olduğumuzu bana
gösteren donelerden biri olur. Vs…
-Çok ayrıntıcısınız huzursuz edici bir şey bu.
-Sen ne bekliyordun? Mental
masturbasyon yapmayı seviyorum belki!?
-Mental dominasyon yani? Zihni ele geçirmeyi seviyorsunuz ve birinin
zihninde dolanmak sizi tahrik/tatmin ediyor.
-İşte ona Janis diyorlar ;)
-Şiddetiniz peki?
-Ben olsam şiddetime denk gelmemek
için elimden geleni yapardım. Sürekli şiddet ile
beslenen patolojik bir vaka değilim. Ancak bazen gerçekten ağzımın suyu akacak noktaya geldiğim oluyor, ki bilen bilir. Allah yarattı demem.
-Fetişist fetişinizden bahsetmişsiniz en son. İlginç ve güzel geldi
kulağıma, şaka mıydı?
-Benim pek şakam olmuyor :).
Ayaklarımı ellerinde ve ağzında görmeyeceğim bir adamı hayatımın hiçbir yerine
koyamam mesela… Ve evet ayaklarımdan çok tahrik oluyorum.
-Nerelerdeydiniz bu kadar zaman? Bir dönem twitter’da bile yoktunuz. Eskisi
kadar konsatre de değilsiniz. Blog terk edilmiş gibiydi… Vardınız ama aslında
yoktunuz. Dönüyorum dediniz ama yine üzerinden zaman geçti…
-Yokluğumda beni aratmayacak kadar
çok dolu bir blog ve twitter hesabı bıraktım. Sağa sola salya saçacağınıza oturup okusaydınız. Bakın artık twitter da yok. Kaçıran derdine yanacak. Arşiv bende : )
-Gerçekten döndünüz mü, yazacak mısınız eskisi gibi?
-Yağmur yüklü bulut nasıl olur hiç gördün
mü? ; )
-Daha sonra yine soru sorma şansımız var mı peki?
- Sen gel, ben ne zaman istersem... ;)
