Gitmem gereken
bir çok zaman ve yerden gitmedim kaldım aynen burada olduğum gibi. Sadece
uğrayacaktım buraya ama kazık çaktım. Söylenecek son sözleri ben söyleyeceğim
için beklediğimden, yüzünüze öyle ılımlı bakmayı beceremediğimden.
Bazıları
öncesinden yaralıydı bana gelirken, birileri onları almış murdar etmiş... Baştan aşağı yanlışlarla giydirmiş... Yanlışları etine
mühürlemiş... İşte ben onları almadım, almam. Kendi açacağım gözlerin, yaranın
derinliğini kestirme şansım olmaz alsaydım. Çünkü öncesinde ve sonrasında yaşadıkları ile çelişki de kalanın çelişkileri ile asla uğraşmam ben!? Üzerlerine patlarım! Yaralamayı sevmek var özümde öyle
ya!? İyileşmeyen! Ruhunu beynini mühürlemek, dağlamak var hükmüm ile gözlerini
ben açmalıyım doğru olana... Etin ne ki!? Bir de ruhunda çelişki yaşayanlar var ki... Hele de onlar...
İşte onlardan, evvel zamanda adanmışlığı
beceremeyip gidenlerden, muayyen/Janis günü tutup bu defa dönüşünün
muhteşem olacağını sanarak dönenler oldu, oluyor. Yine olacak... Tekerrür! Zaten
bir yere gitmediğimden beni yine bıraktıkları yerlerde bulacaklar, kapılarım
kilitli açmayacağım elbette. Duvarlarıma iki sıra daha ördüm bu zaman
dilimlerinde. Zaman ilerliyor... Zaman... Duvarlar onlar için yükseldi,
yükseliyor...
Batan gemiyi en son terk eden artist benim. Fare önden tüydü. Ben kendimi kamarama
kitleyip o gemiye deli öyküler yazdım, hep yazıyorum yazmaya devam ediyorum.
Sonunda hayalet gemilerim oldu. Ruhları çoktan gitmiş olan bir çok cesedim var
arkamda... İnfilak ettim çelişkilerinin üzerilerine. Belirsiz bir bomba gibi patladım. Arkamda
çok fazla yaralı, ruhu, kalbi, bedeni yırtık adam/köpek bıraktım. Evet!? Hepsini
ben yaptım! Yine olacak! Bir nevi atom bombasıyım o çelişkileri hissettiğim anlarda. Şimdi de ben çeliştim değil mi!? Az önce belirsiz olduğumu yazmıştım, şimdi de atom bombası gibi olduğumu...
En azından ben bir bomba olduğumu biliyorum. Şahsiyetini, o üzerinde emanet duran saygınlığını yok edici... Ve
yeniden seni çırılçıplak, özünü varlığımla doğuran... Doğumda kıçına da şaplaklar atarak ağlasın diye! Ağlasın ki ciğerleri açılsın! Nefes aldığını hissetsin diye!?
Peki siz fark edebiliyor musunuz çelişkilerinizi?
İnsanlar çok
fazla çelişiyor. Herkes gereğinden fazla çelişiyor... Dönün bir bakın kendinize,
nasıl da kendinizi o sandığınıza... Hayati yetinizi kazanmak için bana gelirken
attığınız adımlar ile şimdi yürüdüğünüz yollardaki adımlarının nasıl
çeliştiğine bakın! Çelişmelere şaşırmayacak kadar büyüğüm ben!? O yürüdüğünüz
yollarda daha sakin adımlar atmanızı önerebilirim...
Bu, ne denli hızlı
koşarsan o denli çok ıslanırsın hadisesidir sakın unutmayın!?...
Bu aksam ne
yapılacak acaba? İçkiler benden!
sonlar kötü olmasın..
YanıtlaSilD/s ile ilgili basit sıradan yazılar, anılar, hikayeler biliriz. Okunması kolaydır. .Tümünü bile okumanıza gerek yoktur çoğu zaman. Sadece "Ayak", "köle", "Efendim" geçen yerlere odaklaniverir gözler. İstediğini aradığını bulur ve gerisi hikaye diyip geçer gider...
YanıtlaSilPek çok yazınızla yoğruldu hatta yoruldu zihnim. İçinde Ayak geçmeyen, köleyi aşağılamayan, zaaflarını törpülemeyen yazılarınızda yaşadı,heyecanlandı hatta sürüklendi, istediğiniz yere doğru . Tasvirlerinize , tariflerinize, tanımlarınıza takıldı kaldı saatlerce. En basit birşeyi ortaya koyarken ki ruh halinizi tasavvur etmeye çalışırken, bu düşsel ayini bozmak istemedi de soluksuz kaldı, nefes almayı unuttu..
İlk alabildığım nefesim son nefesim bile olsa yazmak istiyorum artık. Yazılarımın O'na ulaşacağını bildiğimden değil sadece heyecanım. Ben izleyen, karanlıktan gelen bir çift ışıklı gözden.
Güneşi sevdiğim gibi, karanlığı da seviyorum elbet. Ama karanlığı, ışığa kavuşma seramonisinden dolayı seviyorum. Hani ışık sessizce yaklaşır ve karanlığı eteklerinden yakalar ya önce. Kıpkırmızı kesilir heryer, nefesler tutulur. Sonra tüm ruhları bir sıcaklık kaplar, teslim olmak zorundadır karanlık. Boyun eğer, diz çöker ışığın gücüne yavaşça ve teslim eder tüm yetkilerini, tüm haklarını..tüm varlığını...
Çelişkiler, tutarsızlıklar, benliğimizi saran yiyip bitiren paradokslar, iki taraf arasındaki güvenin sorgulanmasıdır diye düşünmüşümdür hep. Hakim olan tarafın, çelişkiye düştüğü pek gözlenemez sanıyorum. Zira kural koyanın ikilemde kaldığı,tereddüte düştüğü durumlarda hiyerarşinin sağlıklı yürüyeceğini düşünmek saflık olurdu.
Hmm.. İtaat eden, köle neden çelişkiye düşebilir. Yine bence Efendisi tarafından kesin hüküm ile sonlandırılmamış problem veya sorularda, kendi hükümlerini vermeye bırakılmışsa, çelişkiye düşecektir. Düşmesinde ne yapsın garibim.
Kendi başına düşünmek, ardından karar vermek ve en tehlikelisi de bu kararı uygulamak.
"Acaba Efendim bunu mu yapmamı isterdi?"
"Yok canım öyle olsa söylerdi. Bana biraktigina göre dilediğimi yaparım"
"yoksa benimi deniyor?? "Hele bir bensiz karar versin ben o köpeğe gösteririm !!"derse ya..
"yok yok en iyisi ben çelişkiye düşeyimde kurtulayım :((
İşte bu gibi durumlarda korkma, içindeki ışığa sarıl. Sana herşeyi anlatır...
Fin.