Bu güne kadar hep aradın...
Önce kendini aradın çok sancılıydı. Buldun kendini ve sonra daha da sancılı bir süreç başladı senin için. Aidiyetini bulmak. Ne zamandı nerede karşına çıkacaktı kimdi... Sen sana hayatiyetini verecek sahibeyi ararken aslında belki o da göz gezdirdiği odalarda seni süzüyordu!? Kim bilir?
O güne kadar üzerinde gezen onlarca acıya aradığın sahibenin adını verdin. Biliyorum. Bu onlarca kez tapınma değildi bu onlarca tecavüze verdiğin bir isimdi. Olmadı hep yarım kaldın. Defalarca tatmin olamadığın, aradığın o efendini sayıklayarak avuçladığın organ seni sen yapmadı değil mi? Onlarca tatmine adını verdin gözlerini kapatıp avuçlarken organını... Onun avcuna düşmek için yakardın... Organına, boynuna, ruhuna, cebine tasma geçirsin istedin!? Olmadı..
Bilir misin kendini keşfetmiş ne aradığını gerçekten bilen bir köle gerçek bir sahibe ile karşılaştığında, tecrübesizliğin için minnettardır aslında! Seni yontup istediği gibi şekil vererek kendisi için kusursuzlaştırmak için çok müsaitsindir!
Ancak hep aynı yanılgıya düştün, sana sorduğunda tecrüben nedir diye sorulduğunda kaybetmemek için çok atıp tuttun! Çok tecrübeliyim dedin ama zaten attığın ikinci adım uçurumdu. Kendini boşluğa bırakıverdin. Çünkü sana doğru attığı o sert adımlarda kölenin sınırı olmaz deyişlerini sana avuçla yedirdi! Sen köleliği gördüğün resimlerdeki gibi birer kareden ibaret sandın. Değildi. Şimdi bunu okurken gırtlağından gelen yutkunma sesini duyuyorum. O adem elması aşağı yukarı hareket ediyor. Görüyorum.
Sınırlardan bahsederken sana sorarken sınırım yok dedin çoğu zaman, kaçırmamak için aklınca... Biraz üzerine gidildiğinde yutkunmalar! İtiraz edilmemesi gerektiğini bir öğrenmiştin ya, itiraz da edemeyip yakarmaya başlamıştın. Halbuki herkesin bir sınırı vardır. Örneğin ben! Kan? Sevmem. Scat? Hayır! Neden? Gücümün yetmediğinden mi? Tabi ki değil. Sen bana lazımsın ve senin sağlığında benim için önemli. Haliyle yediğim kaba sıçmam, bindiğim dalı kesmem. Bilmem anlatabildim mi? Ucuz kullan at mal kullanmam. Sadece sıkıldığımda atarım. Bu da böyle biline!
Şimdi sana gelirsek, bir sahibe senin neyi kaldırıp neyi kaldıramayacağını bilmelidir. Balans ayarını buna göre yapar ve senin sağa sola kaymanı engeller! Çünkü senin üzerinde sağlıklı yol alması gereklidir ve zevkli bir sürüş ister! Bu yüzden seni olduğun halinle tanımalıdır. Bu süreç sağlıklı işlemezse hiç hoş olmayacak durumlar yaşanması olası...
Doğru şekilde boy vermelisin! Çünkü bilirsin, doğru boy vermek riskleri azaltır ve nefessiz kalabileceğin alanı minimuma indirir.
Bu deniz çok büyük ve derin, bu sebeple boğulmamak için boy ver!
mülkiyet hırsızlıktır...
YanıtlaSilOkuyorum..Okudukça huzursuzlanıyorum. İçimde birşeyler kıpırdaniyor. Kıyısız bir denize bırakılan, tek kürekli sandalda, yaşama tutunmaya çalışan bir seyyah gibiyim. Sakinleştirmeye çalışıyorum kendimi.
YanıtlaSilGerçek O'nu arayışımda sonsuz kere biraktim kendimi soğuk sulara. Ama o deniz yokmu ah. Her defasında yılmadan kıyıya bıraktı emanetimi. Kalktim, üstümü, başımı temizledim, elbiselerimi kuruttum ve devam ettim yoluma. Öyle her kayığa binemezdim, bindiğim kayığın nev'i ni bilemezdim. Göremezdim hatta. Çünkü göstermezlerdi ,gerçekten ne hissettiklerini, onlarla seyahat etmedikçe. Seyahat ne kadar mühim bir şeymiş değil mi?
Doğdum yürüdüm ve gördüm. Gördüklerimi, duyduklarımı zamanla üzerine inşaa edeceğim karakterim şekillenmeye başlamıştı.
Bir görev bahşedilmişti sanki bana. Sanki yıllarca üstümde yük misali taşımıştım emanetini. O'na teslim edilmek üzere Tanrı tarafından benliğime işlenen kutsal emanet.
- Kime teslim edeceğim diye sordum. "Sen bilirsin ve görünce anlarsın" dedi. .
- Nasıl teslim edeceğim dedim. "O bilir nasıl alacağını" dedi.
Karşılaştım birgün ve sordum
-Sen O' musun?
-"Evet" dedi "gel".
Öyle sevincliydim ki gittim peşisira. O kadar erişilmezdi ki Gücü gücüme el versin şu emanetimi alsın yeterki ben dağları aşardım. Olmazları olmazım, keyifleri keyiflerim, hüzünleri hüznüm olurdu.
Gözlerinin içine baktım yalvararak.
- İşte dedim alın artık taşıyamıyorum nolur...
Uzun bir bekleyiş ve çöken sessizlikte nefes alan iki ruhun sesi duyuldu.
Ne O anladı ne ben anlattım. Okuyarak öğrenilecek birşey olsa amenna.
Velhasılı kelam, nihayetinde öğrendim;
Ne ben görünce anlıyorum ne Onlar almayı biliyor.
O'nu bulana kadar çabalayacağım merak etmeyin. Her sandala binmeyerek, her tuzaga düşmeyerek, daha fazla kirlenmeden O'na ulaşacagım.
Gün geçtikçe ben daha iyi biliyor ve görüyorum.
Acaba "O" da beni görüyor mu sahi?