23 Eylül 2016 Cuma

Sor!?

-Janis seni gerçekten biraz daha tanımak istiyorum. Biraz daha genel. Daha da özel…
-Sor.

-Nereden başlayacağımı bilmiyorum?
-Merak ettiğin yerden başla.

-Her şeyi merak ediyorum.
-İstediğin yerden başla o zaman. Ama artık başla…

-Sanırım çok kolay sıkılıyorsun?
-Evet tahammül eşiğim oldukça düşüktür. Bu gibi zamanlarda dikkatimi tamamen kaybediyorum. Sıkıldığım herhangi bir şeyi yeniden denemem söz konusu olmuyor. Sonrası hafızam. Beynim o şeyle ilgili tüm kaydı siliyor. Boşuna yer kaplamıyor, yeni verilere yer açıyor.

-O halde hatıraların, anıların da olmuyor demektir. Öyle mi? Geçmişte paylaştığın her şeyi siler misin?
-Hayatımın bir parçasını ayırdığım yaşadığım bir dönem ya da insanları silmek demek değildir bu. Ben sıkıldığım, canımı sıkan ve gereksiz verileri, çirkin olanları siliyorum. Aksine yaşadığım ve yaşadığımız her ne varsa aramızdaki bağın sebebidir.

-Hayatına girdiğin insanları merak ediyorum. Mutlaka hayatlarına dokunmuşsundur.
-Hayatına bir biçimde girdiğim insanların hayatlarına dokundum doğrudur. Onlar hayatlarına dokunmam için elimin ayağımın altında konuşlandılar. Kimisini geri döndürdüm bu kapıdan girmeden içeri, kimisi eşikte beklerdi açtım kapıları görsün diye, kimsini yakasından tutup çektim kendime… Kendimin yaptım bazısını… Kimisini duymadım bile…. Hayatıma girenlere bakıyorum… Çok güzeller, bakmayı severim ben, güzeli severim… Hayat standartları belli noktaya ulaşmış kendi alanlarında uzmanlaşmış net çizgisi olan insanlardır. Sohbet etmeyi severim sohbet ederken öğrenmeyi de… Ben de öğrenmeyi seviyorum… Bilgiyi hep vermek değil karşı tarafa, almak da keyifli…

-Güzellik standartlarını seni gerçekten takip edenler biliyorlar artık.
-: )

-Mesleğin aşağı yukarı tahmin ediliyor ama emin olmak isterim. Kötü Polis deyince aklıma İK geliyor, olabilir mi?
- Olabilir…

-İnsan Kaynakları kendi içerisinde tam olarak bulunduğun pozisyon nedir peki?
-Doggy Style ; )

-Köprü geçtiğinizi görüyoruz peki nerede yaşıyorsunuz iş yeriniz nerede?
-Açık adres de vereyim mi? : )) Son bir yıldır Bostancı'daydım, ancak o eskidendi. Şimdilik bir süre daha hafta da bir gün... Şimdi ise avrupa yakasının en tipsiz plazasında… 

-Sizi görmeyi çok isterdim.
-Ben hiç saklanmadım.

-Böyle bir şans var mı gerçekten?        
-Var.

-Ama sizi görebilmenin de kuralları vardır eminim.
-Elbette. Her mention yazan ya da her mail atana fiilen cevap verip gel bakalım demem mümkün değil… Bir takım kriterlerim ve gözlemlerim söz konusu. Karşıma gelecek kişinin öncelikle beklentisini sıfırlamış olarak karşıma gelmesine dikkat ediyorum/istiyorum. Amaç sadece tanımak, tanışmak olmalı. Elbette yaş iş konum medeni durum vb gibi çizgilerim var ancak artık daha tolerans gösterdiğim durumlar olmuyor değil. Bu diğer tarafların ne kadar ağır bastığı ile orantılı, dengeli… Herşeyi bir yana koy, istemem gerekli…

-Sakin misiniz agresif mi tam çözemiyorum? Tepkilerinizi kestirmekte zorlanıyorum.
-Soğukkanlı ve kendini ehlileştirdiğini düşünen bir kadınım. Ancak bu benim düşüncem. : ) Poker face olduğumu yüzümü okuyamadığını söyleyenler de oldu epey... Kestirememen de normal haliyle... Ama kırmızı çizgilerim var. Bu çizgiler oldukça belirgin ve net. Bırak geçmeyi, yaklaştığını görmeyi, hissettiğim an o kırmızı çizgiyi üzerine çekerim. Pire için yorgan değil yatak yorgan yakmışlığım çoktur. Hassasiyetlerim yüksek oluyor. Ayrıca takıntılı olduğum konular da var… Zorlanmakta haklısın. Saygı herkesin dilinde ancak ben saygıyı sadece lafta duymanın değil görmeyi ve yaşamayı tercih ediyorum. Saygı çizgisine mesafesini çok dozunda ayarlamalı…

- Haz aldığınız ne varsa bilmeyi çok istiyorum. Jordan’ı, Jimmy ve Jack’i…
-Jordan ile bir takımız… Janis deyince Jordan akla gelir zaten, ki bunu Janiscilerin hemen hepsi bilirler. Ama ilginç yanı Jordan ile alakası olmayan insanlar, ama Jordan var diyerek de kaçma gereği duymuyorlar. Takım olmamız bağımsız hareket edemiyoruz anlamına da gelmez tabi ki. Herkesin bir özel hayatı var : )) Jimmy ve Jack’e gelince… Onlar tavşan atlet… ; ) Ama haz aldığım herşeyi bilmen de mümkün değil... Bu kişiye göre değişiklik gösteriyor.

- Tarzınızı anlamayı çok istiyorum. Olmazsa olmazlarınızı…
-Karşımdaki insanın bende neler uyandırıp nerelere dokunacağını ben de kestiremiyorum en başta… Bir araya geliyorsunuz, üzerinden/kalçalarından inmem paramparça ederim bu iti dediğiniz karakter bir bakıyorsunuz keyfi kullandığınız facesitting pufunuz olmuş… Yada sosyal/özel hayatınızda bir partner.  Mutfaktaki çay süzgecinden delikli kepçeye kadar evinize hâkim biri haline gelmiş ya da evinde bana ait bir dolap sahibi olmuşum… Rakı masanızın sakisi/mezesi/sohbeti… Öncelikler arda düşmüş, önemsemediğin detaylar bağ kurmuş… Entelektüel paylaşımlar sizi tatmin etme noktasına getirmiş. Sapyoseksüel değilim ama bilgi bana çok çekici gelir. Her konuda olmasa bile hayatta bir alanda da olsa bir şeylerden anlıyor oluşu önemli… Kan, yakma, yaralama, scat vb. sağlığı bozacak hiç bir şeyde yokum. Bilinir. Onun dışında her şey değişir… Zevkler bile… Önemli olan mayası… Edilgen oluşu önemli… Nerede durduğu, kendini teslim edişi ve buna güvenişi…

-Size güvendiğini nasıl anlıyorsunuz peki?
-Çok da fazla açık vermenin gereği yok ancak küçük bir örnekle anlatabilirim; çok özel ve savunmasız anında elime aldığım telefon/fotoğraf makinemi gördüğünde tepkisini/tepkisizliğini beklerim. O benim ne çektiğimi yada aslında ne çekmediğimi bulunduğu noktadan bilemez. Zerre tepki/tepkisizlik beklerim. Refleks halinde olur bu genelde. O refleksi bana karşı çalışmıyorsa bu onunla ilgili doğru noktada olduğumuzu bana gösteren donelerden biri olur. Vs…

-Çok ayrıntıcısınız huzursuz edici bir şey bu.
-Sen ne bekliyordun? Mental masturbasyon yapmayı seviyorum belki!?

-Mental dominasyon yani? Zihni ele geçirmeyi seviyorsunuz ve birinin zihninde dolanmak sizi tahrik/tatmin ediyor.
-İşte ona Janis diyorlar ;)

-Şiddetiniz peki?
-Ben olsam şiddetime denk gelmemek için elimden geleni yapardım. Sürekli şiddet ile beslenen patolojik bir vaka değilim. Ancak bazen gerçekten ağzımın suyu akacak noktaya geldiğim oluyor, ki bilen bilir. Allah yarattı demem. 

-Fetişist fetişinizden bahsetmişsiniz en son. İlginç ve güzel geldi kulağıma, şaka mıydı?
-Benim pek şakam olmuyor :). Ayaklarımı ellerinde ve ağzında görmeyeceğim bir adamı hayatımın hiçbir yerine koyamam mesela… Ve evet ayaklarımdan çok tahrik oluyorum.

-Nerelerdeydiniz bu kadar zaman? Bir dönem twitter’da bile yoktunuz. Eskisi kadar konsatre de değilsiniz. Blog terk edilmiş gibiydi… Vardınız ama aslında yoktunuz. Dönüyorum dediniz ama yine üzerinden zaman geçti…
-Yokluğumda beni aratmayacak kadar çok dolu bir blog ve twitter hesabı bıraktım. Sağa sola salya saçacağınıza oturup okusaydınız. Bakın artık twitter da yok. Kaçıran derdine yanacak. Arşiv bende : )

-Gerçekten döndünüz mü, yazacak mısınız eskisi gibi?
-Yağmur yüklü bulut nasıl olur hiç gördün mü? ; )




-Daha sonra yine soru sorma şansımız var mı peki?
- Sen gel, ben ne zaman istersem... ;)

007 Janis BOND


Mesleğimi aşağı yukarı birçoğunuz tahmin eder, bazılarınız bilir… Özel sektörde kötü polis denen mesleği icra ediyorum.

2012 yılında görev gereği Cinemaximum Grubu için bir nevi “ajanlık” yapmak üzere İstanbul’un güzide sinema salonlarından birine müşteri gibi giderek personeli uzaktan izleyerek hatta zorlayarak notlamam gerekmişti. Yalancıktan müşteri gibi gittiğim film 007 James BOND Skyfall’du, görevim de bir nevi Ajanlık… Sinema salonunun bulunduğu AVM otoparkında gülmeye başladım o anı hatırlıyorum. Ajanlık yapmaya gelip ajan filmi izledim yahu!

Üstelik!?…

(Son 2-3 yıl şahsi hesapla yazan bir twitter kullanıcısı idim, ancak mahlas kullanarak daha bağımsız yazmak istiyordum.)

Ajanlık yapmaya gelip ajan filmi izledim yahu! dediğim işte tam o an, sosyal medyada yazmak istediğim isim, 007 Janis BOND oluştu. Bir yıldan fazla bu isimle twitter üzerinde gezdim, uzaktan da olsa TR’de Femdom ve BDSM Camiası demeye dilimin varmadığı grupları, kişileri ve neler oluyordu izlemeye başladım. Asıl gayem de buydu. Yaklaşık bir yıl. Ve o bir yılın sonunda çoğu anlamsızlığa hayır demek üzere Ms. Janis olarak geldim, dedim...

Twitter’a geliş ve çoğunuzun sorduğu neden JANIS sorusuna karşılık isim hikâyem kısaca böyle…

“JANIS”

Fonetiği çok güzel değil mi!? İnce ve keskin… İçinden değil yüksek sesle ismimi söyle, duy, dinle… 


This is the end…
Hold your breath and count to ten
Feel the Earth move and then

Hear my heart burst again


30 Mayıs 2016 Pazartesi

Dönüyor...

Ne ara bu kadar zaman geçti ve ben yazmadım… Son yazdığım tarihe bakınca ben de çok şaşırdım. Çok zaman geçmiş çok su akmış köprülerin altından… Oysa bana sorsan ben sürekli yazıyorum beynimin içinde… Düşündüğünü söylemiş zanneder insan bazen, bu da ona benziyor… Ben yazdım oysa sende okumuş olmalısın.

Bu süreçte çok şey yaşadık her birimiz. Olduğu yerde saymak zaten mümkün değil… Sen hiçbir şeye yeltenme hayat bir biçimde önüne sunuyor zaten… Bu kadar tekdüzelik yeter hadi biraz hareket et diye. Ama güzel ama çirkin…

Ben şanslılardanım seni bilemem… Hayatımın sen tarafını paylaştığım çok dingin, sade, kaliteli ve çok yüksek bir dönemden geçtim, geçiyorum. Patırtılı bir karakter olmadığım aleni… Hayatında da sadelikten sadeleşmekten ve sade yaşamaktan yana olan bir kadın olarak ilişkiyi de sade yaşamanın hazzını keşfetmiş durumdayım… Bu elbette kendine çektiğin kendine benzeyen standartlarla mümkün…

Ortak bir şeyleri paylaştığım ya da paylaşmadığım ancak el attığım veya bir şekilde bana el sallayan insanlara bakıyorum da… Teşekkür ederim Tanrım. Kalite… Her iki tarafında ortak noktası… Arayışının temeli…

Arada çürük elmalar olmadı olmuyor değil… Olur böyle deyip onlara da gülüp geçiyorum, onlar olmasa elma ile armutlar nasıl ayrılacak birbirinden… En çok da çilek ve buz gibi isabella üzümü seviyorum!

Üzerinde durmam, üzerine çıkmam gereken daha önemli meseleler var, bu sebeple şimdi elindeki tüm gereksiz oyunları, beynindeki tüm gereksiz detayları, hayatının içerisindeki arayış karmaşıklığını olduğu yere bırak, arkana yaslan…

Janis dönüyor.






28 Aralık 2014 Pazar

Queen!? Fena sayılmaz!





          Yapmış, ama olmuş mu!?
          Janis'i gayet iyi tanıyan biri için eh işte! Fena sayılmaz!



Otur! 
Kitap kapağı olur bundan! Tablo!? Iıhh! Çalış!

5 Kasım 2014 Çarşamba

Felsefe, Psikoloji, Erdem Vs... Biraz Biraz...


JANİS’İN FEMDOM FELSEFESİ !?
 
Femdom felsefesinin ana teması mutluluktur.(Eudaimonia)
Eudaimonia: insanın yaşadığı günlük ve geçici hazlardan farklı ve daha kapsamlı olarak, hayatının son noktasında "ulaştım" diyebileceği sonsuz mutluluk fazı. bir insan buna ulaşıyorsa zaten gündelik hazları tadıyordur, ancak bir insanın zaman zaman geçici hazlar duyması, o insanın yaşamı sonunda öngörülen mutluluk fonksiyonunun maksimum noktasına ulaşacağı anlamına gelmez.
Ana gaye mutluluğa ulaşmaktır. Haliyle Femdom Felsefesinin kuralları da buna göre belirlenmiştir, yani mutluluğa giden yol aslında nettir. Mutlu olma hedefinin dışında hiçbir olgu ile ilgilenmemiştir. Duygu ve mantık hasletlerini de içine alan bu durumda mantık da, doğru yaşama ulaşmak için gerekli olan yaşam biçiminin üretilmesini sağlayan bir araçtır. (Tam da bu noktada “Epikür” devreye girer ve der ki; Doğru bilgi olmadan doğru eylemlilik olmayacaktır; doğru bilginin ölçütü ise ikili bir temele sahiptir, ilki duyu verileri ikincisi ise haz ve acı duyumlarıdır.)

Janis’e göre Kadınlardan ödünüz patlıyor aslında ve bu korkularınızdan kurtulmalısınız yani hazmetmelisiniz. Korkunuz haklıdır, bilinmeyen korku yaratır ancak korkularınızı yaşadığınız noktada bilmediğinize erişmiş, kuruntulardan ve önyargılardan arınmış olarak gerçeğe ulaşmış olacaksınız. Yaşadığımız her şey aslında hareketlerimizden meydana gelmektedir. Benim senin üzerine doğru sert dik ve gürültülü adım atışlarım, senin nerede olursan ol senin bana olan tutumunu belirleyen hareket olacaktır. Bu hareket edişler mekanik bir zorunlulukla meydana gelmez, doğalımızdır.



BİLGİ ANLAYIŞIM

Janis için sağlam bir bilgi olmadan doğru eylem olamaz. 
Bu sağlam bilginin, doğru’nun ölçüsü teorik alanda: doğrudan doğruya edindiğim etkenlerdir; yani düşünceyi işe karıştırmadan edindiğim duyu verileri ile (Gördüğüm Duyduğum Kokladığım Dokunduğum Tattığım ve de Hissederek Şahit olduğum…) bunların birçok defalar ortaya çıkmasından, yinelenmesinden doğan genel tasavvurlarımdır. Doğru’nun pratik alandaki ölçüleri ise; Gördüğüm, Duyduğum, Kokladığım, Dokunduğum ve Tattığım her şeyin bana verdiği haz sana verdiği acı (tam tersi de olabilirdi) hislerdir.

Teorik ölçülerimin konusu; Femdom/Bdsm’in direkt kendisi olsa da, aslında var olan bu olgularıma doğru yaklaşan adımlardır. Bu adımları atan kişi duyu organlarıma doğru gelirken bir takım değişik gösteren kriterlerime uğramış olabilirler, dolayısıyla seni bu yolla seçtim ise algılarım relatif niteliktedirler, yani aslında tam uygun değilsindir ama işlevin uygunluğu yaratmaktadır. Her türlü seçimimin temeli, doğrudan doğruya işlev temellidir. Bu ölçüler de mutlu olmamı sağlayacak bundan başka bir de, algı ile hiç kavranamayacak ya da pek de iyi kavranamayacak için bir “görüş” gerekir. Bu görüş, sünger beyinli olan size doğrudan doğruya verilmiş olana bizim tarafımızdan eklenmiş bir şey olduğundan, artık kendin olma niteliğini taşımazsın. Doğruluk değeri de, olsa olsa, bize araçsız olarak verilmiş olan duyu algılarına uygun olup olmadığına göre ölçülür.

PSİKOLOJİ ANLAYIŞIM

Psikolojimiz de materyalisttir. Ruh maddidir, cisimseldir, çünkü ancak maddi olan varlık etkin ve edilgin olabilir.

ERDEM ANLAYIŞIM

Daha önce de söylemiştim. Erdem denen bir haslet vardır. Kişiseldir ve cesaretin paydaşıdır. Konu Femdom/BDSM de olsa gerekir… Erdem öğretisi de “doğru yaşamak” ölçüsüne göredir zannımca. Erdemli olmak yaşadığımız durum her neyse bunu doğru bir şekilde yaşamak için bir ruh aracıdır. Erdemli olmak mutlu olmaya yaraması, hizmet etmesi bakımından değerlidir. Erdem sayesinde, hazları sonuçları bakımından tartabilir; çeşitli etkilerini, gereksemelerini gidermenin genel tutumu bakımından değerlendirebilir; beklemelerinin, korkularının doğru ölçüsünü bulur; kuruntuya dayanan tasavvurlardan, duygulardan, isteklerden kurtulabilir; yani bu hayatı ölçülü olarak tadarak keyif düzenine ulaşabilir.

İSTENÇ ÖZGÜRLÜĞÜ HAKKINDA

Femdom/BDSM’in amacı olan kadını mutluluğa ulaştırmada köle/erkeğin zorunluluğun elinde bir oyuncak olmadığı, onun kendi kaderini kendisinin belirleyebileceğini kanıtlamaya girişeceği tabiidir. Onun için, erkek/köle’nin istenç eyleminin pek çok iç ve dış koşullara bağlı olduğunu doğru bulmakla birlikte, nedensiz de seçebileceğini söyleyebiliriz. Yani diyorum ki; Senin köle dediğin köle değil “gönüllü kölelik” aslında… Ağız alışkanlığı bizimkisi… Tek amaç olarak mutluluğa ulaşmayı hedeflenmesine bağlı olarak, istenç özgürlüğü fikrini savunurum. Hiç kimse mutlak ve kaçınılmaz bir zorunluluğun kölesi olamaz, o kendini tanıyacak, o kaderini belirleyecek ve bunu kendisi kanıtlayacaktır.

Elbette erkeğin iradesi bir çok içsel ve dışsal koşul tarafından belirlenmektedir; ancak bunlara rağmen kendi kararını verebilmekte, hatta içinde bulunduğu koşullar hakkında da kararlar alabilmektedir ve bu anlamda koşullarına mutlak anlamda bağlı hale gelirler.  Janis şu sözleriyle açıkça belirtir ki; "Kural Janis için bir hapishanedir ancak bir edilgen karakter için huzur... Çünkü erkeği hapseder ve onun özgürlüğünü elinden alır. Erkek böylece güvende ve rahatta kalarak tüm kimliklerinden sıyrılmaktadır." der. Neyin doğru neyin yanlış, yani mutluluğa ulaşmak için neyin yapılması neyin yapılmaması gerektiğini gösteren etik, Mistress’in ta kendisidir.

Bu noktada bir tür hazcı düşüncenin, bir tür hedonizmin geliştirilmesi söz konusudur. Haz, bu bağlamda, bir varlığın (erkek/kölenin) her tür gayret ve isteminin doğal bir sonucudur. Epikuros’a ters olarak Janis der ki;
Senin aldığın haz, acıya yaklaşma eğilimi olarak pozitif bir anlam boyutuna sahiptir.

Doğru yaşamak düşünce yapın ve ahlaki durumunla bağlantılıdır; doğru yaşamak mutluluğu aramak ve ona ulaşmakla bağlantılıdır. Bu noktada doğru kapıda/elde olman önemlidir, korunman ve mutluluğa ulaşmanı önemsemelidir Mistress. Öte yandan Mistress’in ampirist ve materyalist yapısı gereği seni epey yoracağının da altını çizelim… 


Tomurcuklu demlene çay olsa da içsek...