Her zaman
söylediğim gibi bahsini geçirdiğim her konu tamamen şahsiyetimi ihtiva eder,
dolaysıyla kimin neyi nasıl uyguladığı umurumda da değil, önce bunda anlaşalım.
Bizlerin
hayatının temel taşı olan DİSİPLİN üzerine sohbet etmek istedim bu defa.
DİSİPLİN bu
yaşamı kurabilmenin temel taşı ve kişiye göre değişken bir durumdur bana göre.
DİSİPLİN bir derya... Peşinden sadakat, sabır, itaat ve biat gelir... Ama disiplin
olmadan bunlara erişmek söz konusu değil...
Öncelikle disiplin,
hüküm altına girmek isteyen yapının mayasında olması gereken en
önemli unsur. İç disiplinini yakalamamış bir erkek/kadın köpeğe ne yaparsanız
yapın işlemeye çalışılan disiplin tutmayacaktır. Bu sebeple bu yazıyı okuyan
kişi olarak eğer hayatını itaat ederek geçirmek üzerine düşünceler
içerisindeysen, bahsettiğim iç disiplinine sahip olup olmadığın benim/bizler
için oldukça önemli unsurdur. Bunun varlığı/yokluğu ise çok geçmeden
anlaşılacaktır. Bu sebeple tatsız durumlar yaşanmasını istemiyorsan her zaman
altını çizdiğim gibi ben/biz seni kurcalamadan önce sen kendini yoklayacaksın.
Yani içeride
bir iç disiplin söz konusu ise dışarıdaki otorite olarak sana yapıştırdığım
disiplin mıknatıs gibi birbirine yapışacak ve tutacaktır. İşte o zaman ben seni istediğim gibi yontacağım, istediğim gibi
oynayacağım...
Başında da
söylediğim gibi her yiğidin yoğurt yiyişi farklı dolaysıyla seni değerlendirme
biçimlerimiz de farklı olacaktır. X Mistress farklı, Janis farklı biçimlerde...
Bahsi geçen
disiplin, seans aralığında ki “disiplin oyunu” değil, lifestyle’ın ta kendisi.
Bu sebeple şimdi gözlerini iyi aç!
DİSİPLİN
JANIS için dıştan içeri doğru bir yol izliyor.
Nasıl?
GÖRÜNTÜDE
DİSİPLİN: İçeride disiplin varsa dışarıya yansıyacaktır. Her Mistress’in görmek
istediği farklı elbette, benim için de geçerli... Kimisi çırılçıplak yalnızca
tasma ile kalınmasını ister, kimisi farklı biçimlerde... Kendi dünyama kapandığım
andan itibaren görmek istediğim biçim oldukça belirgin. Bilenlerin ezberleri de
bu güne kadar oldukça oturdu neyse ki...
Nasıl?
Öncelikle “kalın”
köle sevdiğimi hatırlatayım... Erkeğin/kölenin kalın olanı makbul bana göre...
Gözümü de, elimi de, ayağımın altını da dolduracak... Kapı gibi denilen
cinsten!
Bu güne
kadar sanıyorum belirtmediğim ama söylemekten hiç de sakınmadığım bir fetiş
durumum var o da sakal... Evet yanlış okumadın, SAKAL! Hele de kumralımsı ise...
Ayaklarımı taş yerine ona sürtmeyi seviyorum! Çok! Kaşımayı da... Masajı da...
İş hayatı ve
mecburiyetler söz konusu değilse, kesinlikle istediğim bir görüntü... Üstelik
hırpani görüntüyü de seviyorum. İşte o hale zaman zaman takım elbise giydirmek
oldukça güzel bir görüntü veriyor bana... “Benim mantığıma göre” konumu senden
yüksek olan bir kadın karşısında çükünü sallaya sallaya dolaşamazsın. Ta ki o
seninle/onunla oynamak isteyene dek! Bu sebeple üstüne başına özen
göstermelisin. Kıçtan düşen bir pantolon renkli ve yazılı çizili kılıklardan
hoşlanmıyorum! Basic giyinmek hem senin için konfor sağlar hem benim için
rahatsızlık vermeyecek bir görüntü... Düz beyaz, gri, lacivert vb bir üst ve üzerine oturan mavi bir jean
giymek çok zor olmasa gerek!? Bu arada aman ha güzel kalın deri bir kemer
takmayı unutma! Özellikle de dana derisi!!! O hep olsun elimin altında ve
belinin üzerinde!
Gelelim
ayak/ayakkabı meselesine... Bu konuda bir zaman önce tweet yazdığımı
hatırlıyorum. Ayağa ve ayakkabıya bu kadar düşkün varlıklar olarak öncelikle
kendi ayak ve ayakkabılarına özen göstermenin gerekli olduğu konusunda çok
netim! Temiz ve kokmayan ayaklar, temiz delinmemiş çoraplar ve kirden rengini
kaybetmemiş ayakkabılar... Kokarca gibi miskin bir halde efendinin huzurunda
olma lüksün yok bana göre...
Ter kokusu
meselesine girmiyorum!
Şimdi buraya
kadar geldik, diyelim ki ben başından bu konularda seni ikaz ettiğim halde
antinkuntin renkler ve apaçi gibi geldin karşıma üstelik ter kokuyorsun ve
ayakların da kokuyor! Şimdi ne olacak?
O üzerindekini
çıkartıyorsun, banyoda yere seriyorsun, donunu sıyırıyorsun ve üzerine dışkılamak
üzere pozisyonunu alıyorsun hemde gözümün önünde!!! Sonra onu kaldırıyorsun ve
wc fırçasını eline alıyorsun ve kıçını onunla fırçalıyorsun! Sonra sana
uzattığım diş fırçanı alıp ayaklarını fırçalaya fırçalaya bir güzel
temizliyorsun! Diş macununu unutmadım, leş gibi ter ve leş gibi ayakları kokan
bir köpeğin kesin bacak arası da kokuyordur. Oraya da bir güzel diş macunu
sıkıp sıvayalım ki mentollü mentollü fırçalaya fırçalaya tertemiz olsun, ama
biraz beklesin donana kadar, hatta önce çükünün ucunu macunla kaplayalım!!! Bunları ve dahasını göze alıyorsan devam et banyo
yapmak roll on kullanmak ve dümdüz giyinmek daha zor geldiyse seçim senin! Bak
ne kadar esnek bir Janis’im ben!!!
Bu arada montun
cebi açık mı, pantolon cepleri dolu ve şişkin mi, gereğinden açık düğmeler, yenmiş
tırnaklar ve muntazamlığını kaybettirecek her görüntü de çok eğlendiğim cezalarım
var senin için... Evvel zaman içinde saçlarını abuksabuk şekle sokan bir erkeksi canlının saçının tam ön kısmına gelecek şekilde papatyalı toka takıp bütün gün
onunla dolaşmasını, arada aynada kendine bakmasını istediğim, çok güzel olmuşum
teşekkür ederim Efendim dedirttiğim doğru bir bilgidir... Cezalarımı hak etmek ister
misin!? Pek sanmıyorum...
DURUŞTA
DİSİPLİN: Karşında bir Efendi varsa duruşun hep dimdik başın ve gözlerin hep
yerde olacak! Karşında bir Efendi varsa duruşun hep dimdik başın ve gözlerin
hep tam karşıda olacak! Karşında bir Efendi varsa duruşun dimdik başın ve gözlerin
sana işaretlenmiş tek noktada olacak!
Ve her duruşun için bir kod verilecek
sana!
Her zaman
dimdik bir bedenin olmalı... Ama kod
verildiği anda dimdik tam da bildiğin gibi karın içeride göğüs dışarıda;
Başın ve
bakışların yerde: Çünkü bulunduğun ve yaşadığın yeri
görmeni istiyorum...
Başın dik ve
bakışların karşıda: Çünkü bana ait olduğun için gurur duruşunu bana göstermeni
istiyorum, bu yaşamından memnun olduğunu ve utanmadığını...
Başın ve
bakışların sana işaretlenen tek noktada: Çünkü orada dikkatle görmeni ve oranın
haricinde görmemeni istediğim sürprizlerim var senin için!?...
İşte bu
duruşlarda özellikle beni çok iyi duyabilmeni istiyorum, sadece topuk sesi
değil nefesimi bile!
ZAMANDA
DİSİPLİN: Zaman en önemli disiplin/eğitim aracım... Benim saatim ve senin
saatin (o saat kullanılacak!) dk ve sn olarak eş hareket edecek... Buna binaen,
zamanlamalar çok önemlidir.
Zaman çok
eğlenceli bulduğum bir gereklilik... Düz vuran saat kavramım yoktur benim, 01:00
yada 17:30 veya 20:15 gibi... Benim için 01:08 vardır mesela, yada 15:48 yada
18:36 yada 23:22...
Sana
belirlenmiş saatlerin dışında hareket etmen söz konusu değildir. Sana 21:04’de
tam burada olacaksın diyorsam 21:03 yada 21:05 şansın yoktur... Geç gelmek kadar erken gelmek de
sorundur, erken gelip zamanının gelmesini kollayabilirsin yada geç kalıp ebediyen
ortadan yok olabilirsin... Seç!
Ve evet
bazen sırf keyfim olsun diye bir gün içine 10 farklı saat belirler her o dk
vurduğunda o görevin yerine getirildiğine dair bilgi almak isterim... Bütün gün saat kovalamak çok zor olmasa gerek!? Bence eğlenceli...: )
Verilen
görevler içinde zaman söz konusu elbette... Hele de saniyelerle yarışman ve
eğlenmem! Üzerinde ki aptal gömleğin yakasını bağrını concon/arabeskçi gibi açık
bıraktığında koparıp eline verdiğim düğmeyi dikmek için sadece 97 sn. zamanın
olabilir. Ha bak burada 96-95 becerebilirsen 90 sn de olabilir ama asla 98
olamaz... Geçirirsen koparıp yine eline vereceğim onu, ta ki zamanı
tutturabildiğin yere kadar... Hatırladın mı bu eğlenceyi bir yerden!? : ) Bence
iki kat oje sürmek 362 sn. geçmez yada bir sepet çamaşır asmak 128 sn... : )!?
Zamanlaması
uzun olan görev/isteklerde örneğin; yarım saat sonra çay demlenmiş olsun
diyorsam 25.dk servise hazır halde olması gerektiği unutulmamalı. Bu olası ne
durumdasın yoklamasında ve olur da erken isteme halimde tedbirli olmanı sağlar.
Önerilen zaman kullanım biçimi budur.
Gibi gibi...
DİSİPLİN VE
DAHASI;
Her zevkin/eylemin
bir disiplini var elbette... Bir duruşu pozisyonu var...
Efendine
soru sorabilmek için,
Efendine
cevap verebilmek için,
Efendine
bir şey verebilmek için,
Efendinden
cezanı almak için,
Efendinden
ödülünü almak için,
Efendin
tarafından kırbaçlanmak için,
Efendine
tasmanın yerini gösterebilmek için,
Efendine
foot/oral vb tapınabilmek için,
Efendin ile
sohbet edebilmek için,
Efendinden
izin alabilmek için,
Efendin tarafından becerilmek için,
Ve dahası...
Efendin ile
eş zamanlı hareket edebilme disiplini de var elbette; Kapıdan girdiğim/odaya
girdiğim an, ayağa kalktığım an, elimi uzattığım an, ayağımı uzattığım an... Bu
anlamda reflekslerin hemen reaksiyon gösteriyor mu yeterince hızlı mı dikkatin
toplu mu dağınık mı!?
Efendinin teşekkür etmek üzere ayaklarına eğildiğinde bile hangi elin ile hangi
ayağı tutacağın hangi elin nerede durması gerektiği diğer elin nerede duracağı,
nasıl bir pozisyonda hangi mesafede durması gerektiği bile disiplin içerisinde
güzel bir yerde...
DİSİPLİN
CEZASI : Diyelim ki üzerine basa basa sana öğretilen o itaatkar/köpek duruşunu
unuttun, o halde önce sigaramı sarıp verecek ve yakacaksın, sonra ellerinin değil yumruklarının üzerinde o pozisyonu alarak
odanın tam ortasına koyduğum/oturduğum sandalyenin etrafında 10 kez dönmek
zorundasın, başlangıç noktasında özür dileyecek, her turu tamamladığında bu
cezayı çektiğin için teşekkür edeceksin ve külümü dökmem için avucunu açacaksın, ve devam... Çok canımı sıkarsan
atacağın tur alanını genişletebilirim...
Diyelim ki gereksiz hareketler yaptın,
hayali bir tavşanın eline verilip yarım saat boyunca onu sevip ona o an uyduracağın masalı anlatmanı izlemek beni eğlendirir, sende eğlenirim diyorsan gereksiz
saçmalamaya devam edebilirsin!?
Diyorum ya,
DİSİPLİN deryadır...
Neyse, gidip
Shibari üzerinde çalışayım biraz, üzerinde çalışmak demişken,
GEL BURAYA!