23 Aralık 2013 Pazartesi

MISTRESS!?



“Mistress” kavramı hakkında anlam kargaşası yaşayanları ve yaşananları gördükçe ve buna istinaden midemde sürtünen solucanları hissettikçe bu yazıyı yazmanın gerekliliği vuku buldu. Bu yazıyı yazarken anlamlar üzerinden gitmek en sağlıklısı olacaktır. Çünkü agresif stil giyinmiş bir Fahişe ile bir Mistress’in birbirinden ayrılması gerekliliği doğmuş durumda! 

Twitter üzerinden yazsam da yetersiz kalıyor bazen. Blog’a taşıyorum. 

Mistress “Normatif” bir kavramdır.

Normatif: TDK üzerinden bakarsanız yani kurallarla, yasalarla ilgili olan, kural, yasa koyan, belirlenmiş kalıplar içinde olan anlamına gelir. Kural koyucu, olması gerekeni söyleyen kuralları ya da standartları belirleyen, ya da bunlara dayanan, ya da bunlarla alakalıdır.

Yani üzerinde çok düşünmeden kelime anlamına dahi bakıldığında anlam, ortaya çıkıyor.

Var olduğum zamandan bu yana “SOM MISTRESS” ler haricinde varlık biçimini değiştirerek kendini ortaya koymaya kalkan onlarca Profillere denk geliyorum. (Madem ilgi çekemiyorum o halde teşhir yolunu izlemeliyim.) Son zamanlarda malum hesaplara istemsiz şekilde birkaç kez denk geldim ve ciddi derecede rahatsızlık duyduğumu söylemem gerekli. 

( Mistress kendi içerisinde Hanımefendiliği de barındırmakta.
Hanımefendilik bir duruştur bana göre. Asaletten gelmekte… Zordur.
Ben bir Mistress’im ve buraya karakterimi izleyerek geldim! Sen ise bizlerin bıraktığı ayak izlerini takip ederken yolun başlangıcını kaybetmiş tanımlayamadığım sıfatı olan bir yaratıksın! )

Neyse ne...

Anlayana çok bile!

30 Kasım 2013 Cumartesi

"LIFESTYLE" ERKEK/KÖLELER İÇİN TEMEL EĞİTİM-1 (DİL)

Eğitim hakkın var ve bunu iyi değerlendirmelisin!

Bir erkek/kölenin eğitimine en temek prensiplerden başlanmalıdır.
Öncelik dil öğrenmektir. Mistress dili... Evet evet bu çok doğru!

"Benim için geçerli olan ise; JANISH/Janisce... "Zor ve sert bir dildir" doğru. Tabi bu dili grameri ile kavraman zaman alacaktır. Normal...

(Konuşma/Diksiyon, anlama ve gramer ile dilini ne derece öğrenebildiğinin anlaşılması için zamanla sınavlara tabi tutulacaksın. Ki sınav takvimi yoktur!)

ÖĞRENME METOTLARI:

1)“Dersi kaçırma”: Mistressceyi kavramak için öncelikle dersleri kaçırmaman gerekir. Ders saati 7/24’tür… Bilmem anlatabildim mi?

2)”Tekrar et”: Ne zaman ne öğreneceğinin bir programı yok. Hal böyle olunca o gün/an her ne öğrendiysen mutlaka tekrar etmelisin. Çünkü öğretilenlerin ikinci bir tekrarı olmayacak ve senden derhal uygulamaya geçmen istenecek ve hatta belirsiz zaman aralıklarında sana öğretileni uygulaman istenecektir. Bu sebeple öğrendiğin her ne ise tekrar et! Bu tekrarlar sırasında ya da uygulamada beceremediğin noktalar olabilir, bunları Mistress’ine sorabilirsin.

3)”Cümleler kur”: Bu dili elbette çok hızlı kavrayamazsın. Neden!? Çünkü sen XY Kromozomuna sahipsin. Bu sebepten hızlı öğrenemezsin. Kelime hazneni geliştirmek için öğrendiğin kelimeler ile doğru biçimde cümle kurmak için patinden geleni yapmalısın. Yoksa pençelenirsin! İlk adım, öğrendiğin yeni kelimeler ile cümle kurmak, ki zamanla gelişecektir. Peki Efendim-à Peki derhal Efendim.-à


4)”Sor”: Mistressce öğrenim süresi boyunca “zaman zaman” (tavsiye edilen nadiren olması) anlayamaman normal. Böyle bir durumda kaldığında, sınıfta köşeye sinip anlamayan başka bir sazanın sormasını kollama lüksün de olmadığına göre, ki kendini aptal hissetmen normal, ki bu da normal çünkü hislerine güvenmelisin, yine de hemen soru sorma pozisyonunu al ve belirtilen mesafeden soru sormak için izin iste, izin veriliyorsa anlamadığın her neyse derdini güzelce anlat çünkü bir Mistress’in tekrar tekrar aynı konu üzerinden geçmekten hoşlanacağını düşünmüyorum. Tekrar tekrar üzerinden geçmekten hoşlanacağı tek durum sen olabilirsin! Bunu unutma!

5)”Yanlış yap”: Öğrenmek için pratik yapmak en önemli unsur. Bu yüzden kesinlikle “ya yanlış yaparsam” diyerek endişeye kapılma. Sen konuşmaya çalış. Çünkü ne yaparsan yap o yanlış eninde sonunda yapılacak. Başta yapman hafifletici gerekçe olarak kabul edilebilir. Bilirsin bir dil öğrenirken ve hayata geçirilirken ilk önce derdini anlatman önemlidir! Yoksa “Anlıyorum ama konuşamıyorum”un hiçbir geçerliliği yok. Yanlış yapman senin bir biçimde yaptığının kanıtıdır. Yapmayan yanlış da yapamaz.

6)”Oku, İzle ve Dinle”: Bu beceriyi kazanmak için 7/24 dikkatle Mistress’ini izlemen, dinlemen ve yazdıklarını okuman (7/24 tabi ki bir arada olmayacaksın ama var olacaksın!) hem de konu ile ilgili diğer argümanları okuman gerekecektir. Ki fikrin gelişsin, konuşup soru sorabileceğin konuların ne olduğu hakkında fikrin olsun. Farklı Mistress dillerindeki öğretileri çözemeyebilirsin, bu konuda çevirmenin yine Mistress’in olacaktır. Çözemediklerin ya henüz o konuya gelmediğindendir ya da Mistress’inin müfredatında olmayan bir konudur. Bu şekilde dil öğrenirken kültürün de gelişmiş olacak. Zamanla bir çok şeyi anladığı fark edeceksin ve telaffuzunun nasıl geliştiğini gördüğünde hem şaşıracak hem de uzanıp kendi patilerini aferinle öpeceksin!

7)”Yaz”: Bu alışkanlığı edinmelisin. Ben her zaman bu tekniği kullandırıyorum. Benim için yazmanın önemi tartışılmaz. Senin yazman ise eğitiminin geldiği noktayı ve gelişim sürecini kendin görebilmen, dahası zamanla hangi noktaya geldiğine şahit olman için güzel bir tarihçe olacaktır. (Bu yazma alışkanlığı ileride belki, özel hissiyatlarını Mistress’ine nasıl ifade edeceğini bilemediğin durumlarda senin kurtarıcın olacaktır.)

8)”Ayrıntıları kaçırma”: Mistress’in, dikkatini ne kadar verdiğin ile ilgili seni yoğururken zaman zaman küçük ayrıntıları “öylesine” katabilir. Ne kadar konsantre olduğun zaten o zaman su yüzüne çıkacaktır.

10)”Sürekli sözlük/soru kullanma”: Zamanla bir üst seviyeye geçeceksin elbette. İşte o zaman yoğun ve ağır bir sürece/rotasyona girmeye başlıyorsun demektir. İşte bu süreç daha önce hiç bilmediğin yeni kelimeler/durumlar karşına çıkaracaktır. Artık bu yeni durum/kelimeler ile karşılaştığın zamanlarda sözlük/soru kullanmaktan vazgeç ve gidişata göre ne anlama geldiğini çözmeye çalış. Bir seviyeden sonra sıkça soru sormalar seni derin bir kabusa sürükleyebilir. Dikkatli ol!


Bu noktadan sonra hala Mistress dili konuşmak isteyenlere önerim; Çalış köle!

Son olarak bilirsiniz, bazılarında yabancı/Mistress dillere yatkınlık genetik… Ancak bazılarının dili asla kırılmaz… Onlar hayatları boyunca, sert dillere videolardan salya akıtarak, çoğalamadan yaşamaya mecburdur!

Kırbaç/acı ete değmeden Mistress dili öğrenilir mi!? Hayıııııırrrrr!!!

Diyeceklerim bu kadar!

10 Kasım 2013 Pazar

Biraz sohbet...

Bir gün ona köle olmuş adamı/Köpeği Vegas’ı karşsına alır Janis...
(Kendi özelleri içeride kalır, dışındakileri sizinle paylaşır... Çünkü Vegas'ta olan Vegasta kalır! ;))

BU GÜN SENİNLE “BİRAZ” SOHBET EDELİM... SOHBET DEDİYSEM SORDUĞUM SORULARA CEVAP VERECEKSİN. HEPSİ BU. ANCAK BUGÜN SORULARIMA BENİM İSTEDİĞİM BİÇİMDE DEĞİL, SADECE OLDUĞU GİBİ GERÇEKTEN DÜŞÜNDÜĞÜN GİBİ CEVAPLAR VERECEKSİN. ANLAŞILDI MI?

Tamam Efendim anladım,  ne hissediyorsam söylücem yani.

HAYATINI DAHA ÖNCE BİR KADINA TESLİM OLMAMIŞ/OLAMAMIŞ BİR ADAM OLARAk ŞİMDİ YAŞADIĞIN HAYAT İLE KIYASLAMANI İSTİYORUM. ARADAKİ HİS FARKINI ANLAT ÖNCE...
DİNLİYORUM

Çok daha rahat ve güvende hissediyorum oyun yok kendim gibiyim savunmasızım ona karşı ve bunun çok hoşuma gittiğini hissediyorum.

MUTLU MUSUN PEKİ? ESKİ HAYATINDA FİZİKİ VE RUHSAL OLARAK BU KADAR YORULMUYORDUN?

Evet eski hayatımda fiziki olarak herşey önüne gelirdi giysilerim yıkanır ütülenir yemek yapılır önüme gelir bulaşıklar yıkanır sofara kurulurdu ama orda bir takım evcilik oyunu oynanırdı ama şimdi ben kendimi geliştiriyorum, evet bazen yoruluyorum ama haz oluyorum Size hizmet etmekten Sizi mutlu etmekten.

PEKALA, ŞİDDET GÖRDÜĞÜNDE (PSİKOLOJİK/BEDENSEL FARKETMEZ) NE HİSSEDİYORSUN?

Bana karşı bi şiddet gördüğümde Sizden bağımsız olarak yanı tabiki tepki veririm sinirlenirim.

(BENDEN GÖRDÜĞÜN ŞİDDETTEN BAHSEDİYORUM EŞŞŞEK!)

Korkuyorum,  ama bunu Siz “bazen” bir oyun gibi yapıyorsunuz yemek yaptırırken mesela, bunu geçici olduğunu anlıyorum,diğer türlü olanlarda çok endşe ediyorum korkuyorum. Hele de sizi kızdırıp kaybetmekten çok korkuyorum.

EN ÇOK CANINI ACITAN NEDİR SÖYLE BAKALIM? (RUHSAL/BEDENSEL FARK ETMEZ)

Beni yok saymanız, beni Kendinizden mahrum bırakmanız.

NEDEN? BIRAKIRSAM NE OLUR?

Yaşıyamam ben Sizsiz Efendim, Sizsiz ben bir hiçim.

NEDEN?

Düşünsenize beni yerden topladınız, bana moral verdiniz işimle ilgili bir yol gösterdiniz,çocuklarla ilşkilerimi düzenlediniz,  sağlığımı yoluna soktunuz, yemek yapmayı öğretip ucuz ve sağlıklı beslenmemi sağladınız, daha derli toplu olmayı, düzenli, temiz olmayı öğrettiniz, beni daha iyi biri yaptınız. Siz olmasaydınız bunlar olmucaktı.

PEKALA BAŞA DÖNELİM... EN BAŞTA JANIS İLE İLLGİLİ ENDİŞEN OLMADI MI HİÇ!?
Sizi tanıyıncaya kadar olmuştur sanırım,yani nasıl bir insansınız ? Bu hayat tarzı gerçekten nasıl bişey?Ama ben en başından beri bunu yaşamayı yaşayarak öğrenmeyi yeğledim ve Sizi tanıdıktan sonra endişeye gerek olmadığını anladım.

TR.DE FEMDOM/BDSM GRUPLARI İÇİNDE YER ALIYOR KENDİNE BİR YER ARIYORDUN. BU SÜREÇTE BİR ÇOK MISTRESS TANIDIN. BİR ÇOK MISTRESS VE TARZI VAR.  BİR KÖLENİN BİR EFENDİYE YÖNELİRKEN NELERİ GÖZ ÖNÜNE ALMASI GEREKİR SENCE... NİYE BANA YÖNELDİN?

Ben bu olayın daha önce seks boyutunu yaşadım ve çok haz aldım. Daha sonra bunu bir hayat tarzı olarak yaşamanın çok daha büyük bir haz olacağını düşünüp arayışa başladım arayışta karşıma çıkanların bazılarını fiziksel özellkleri nedeniyle bazılarını da güç yetersizliğinden eledim sonra da karşıma Siz çıktınız Siz hem beynime hem duygulrıma hem de görsel zevkime hitap ettiğiniz için Size yöneldim.

SEN FİZİKSEL OLARAK ÇOK MU İYİ DURUMDASIN PEKİ? NEYE GÖRE BU FİZİKSEL ELEMELER? SEN ANTHONY FERLA MISIN YOKSA KÖLE VEGAS MI?

Ben kendimin matah birşey olmadığımı biliyorum ama ben eğer bir Efendiye hizmet ediceksem kendimi ona adıyacaksam onun her açıdan bana hitap etmesi gerekir ben öyle düşünüyorum Efendim. Çünkü köle ve köpek bile olsam en başında sahibimi seçme hakkım vardı ve ben bunu kullandım.

KARŞINA KÖLE OLMAK İSTEYEN BİRİ ÇIKSA VE SORSA SANA... NE TAVSİYE EDERSİN?

gerçekten bu olaydan haz alıp almadığını kendine sormasını ve alıyorsa kendisine çok iyi bir Efendi bulup onun dediklerini harfiyen yapmasını söylerim Efendim. Ayrıca, bir köle bir Efendiye yönelirken onun ihtiyaçlarının tümünü karşılaması gerektiğini bilmeli ve her türlü hizmet etmeye hazır olmaıdırl Efendim.

İYİ EFENDİ NASIL OLUR PEKİ?  KÖTÜ EFENDİ NASIL OLUR?

İyi Efendi bdsm nin ruhunu bilen,bir amaç doğrultusunda kölesini eğiten,zeki,akıllı kölesini düşünen Efendidir.Kötü Efendi ise bdsm yi bildiğini zanneden ama sadece kendi egosunu tatmin için kölesini kullanan Efendidir bana göre Efendim.

BURADA BİR YANLIŞ YOK MU SENCE? MISTRESS KENDİ EGOSU İÇİN KÖLESİNİ KULLANIR? KENDİ EGOSU İÇİN KENDİ EGOLARI AMACINDA KÖLESİNİ EĞİTİR?

Köle Mistressine hizmet etmekten haz alıyorsa sorun yok Efendim

PEKALA... BU KADAR SOHBET YETER... ÜÇ BEŞ ON KIRBAÇ DARBESİNİ HAK ETTİN! AMA ÖNCE BANA BİR TÜRK KAHVESİ YAP BAKALIM...

Peki Efendim. Hemen.


Az şekerli, damla sakızlı double Janis...







Ben Janis! Ya sen!?

Senin  zamanına meydan okuyabilirim. Bütün tereddütlerinin içine yaşayan varsayımların benim ve senin binde bir ihtimalin adı benim. Ben Janis!

Kendi yarattığın ve inandığın hikayelerinin  içinde bana/o kadına merhaba demeye cesaretin ve sabrın varsa bu gerçek hayatın öyküsüne hoşgeldin...

Hepiniz burada kahraman amazonunuzu arıyorsunuz, aradığınız o kadın bir savaşçı, zırhının kılıcını kalkanını giyinmiş bir dişi süvari... Buraya kadar tamam ancak o zaman da ben şöyle düşünüyorum; Sen içinde kaybolduğun bütün duygularının tapınak şovalyesisin önce kendi kasvetli görüntünden arın ve saflığına doğru yürü, insanlığını, terbiyeni ve biadını kaybetme ve uykundaki ruhunu uyandır. Bedbahtca olan, kendi egosu altında ezilmiş, yorgun milyonlarca adama aldırma, sessizliğini koru sana doğru akan hiç bir niyeti insiyatifinle eşleştirmeye kalkma.  Doğruyu kendi elindeki kalıba göre hamurlaştırmaya kalkma! Beceremezsin çünkü doğru birdir. Doğru senin Efendindir. Bırak özgür kalsın bütün kötülük çirkinlik ve acı (Kime göre neye göre)... 

Kendi özünle yoğrul...

Sen, soyut gözle görülmez elle tutulmaz duyguların peşinden sürüklenmekten vazgeçip yaşayarak hissetmeye bak... Çünkü inan bana, bir gün geldiğinde ve dönüp baktığında, öğrenilmiş pozisyonunu sürdürmeye çabalarken, o ruhunun şovalyeleri atları ile Üsküdarı geçmiş olacak... Ve sen yaşamadığından dolayı öğrenemediğin her duyguyu bilemeden defolup gideceksin... Ziyanlık...

Her insan kendi çıkar becerilerini ustalaştırdığı hayat tiyatrosunun birer usta oyuncusu burada... İşte tam bu noktada bu oyunda kimi ve neyi oynadığını ayırt etmek sana düşüyor...

Sahne senin, ister kendini oyna, istersen rolünü... Ben kolaycıyım ve ezberim berbattır. Bir başkasının hayatını oynamayı asla kabul etmeyecek kadar da bencil ve egositim... Evet sahnedeyim... Bana  bu hayat içinde bahşedilen rolü/kendimi oynuyorum.


Ya sen?



(Bu arada gelen sorulara da buradan cevap vereyim...  Evet o yarısını gördüğünüz yüz benim! ----->)

11 Eylül 2013 Çarşamba

Ayaklarımın altında tamamlanır elimin altındayken yarım kalan tehlike!


Tacizime bile razıydın, yalayarak inseydim boynundan içeri... "Zaman" sessizce sıyırsaydı aklını etinden… 

Çok yorgundun… 

Şimdi başa dönsek ve olsam… Sonuna gelsek ve gitsem…

Aslında benim varlık sebebim, seni bulutların üzerinden indirmekti sadece. Ayaklarını sağlam basması yere! Özün ile... Etine kaynayan kimliğini elinden çekip almam ve hiçleştirerek hafifletmem...
Bu yüzden çalmıştın kapımı... Harici kimlikler çok yorucudur, bilirim.
Fark edebileceğinden çok daha fazlasının başlangıcıydı bu. İç güdülerinin kucakladığı bir zihniyet değişimi... Senin gerçeğin pençelerini geçirmişken boynuna, benim adına tasmayı boynuna geçirmem elbette sembolikti... 

Hayal sandıklarınız gerçeğe meyillidir... Bir bakarsınız gerçek gün gibi tam karşınızda... Açık her şey!
Bazılarının ise bedeni, gücün ve şiddetin ispatı değil yalnızca performanstır hakim olana...
İşte adım atmaya alıştığınız o eşiklerden içeride ne yaşayacağınız tamamen "kim/ne" olduğunuz ile ilgili...

Kimisi, ezikliği ile yer bulmaya çalışır kendine ayaklar altında, kimisi öz tabiatı ile hazla...
Ben yazarak havlayan, elinde organ ile salya akıtan güruhun zaten üzerine sifonu çektiğimden, kuyruk sokumunda o titremeyi hisseden kelebekleri karnında değil beyninde hissedebilen yapılara muhatabım elbette...

Al kendini getir bana dedim, burada olan hiç bir şeyin ispatı olmayacak... Gün ile silinecek her şey... 
Ama geceler için asla söz vermedim... Hep orada asılı kalacaksın bir shibari ağına takılmışça...
Sonra her gün sileceksin aynaları ama çıkmayacak o yüzün... 
Nedensiz sorular sorarsam yine, neden dersen nedenimi merak etmeden bu son olsun diyebilirimdim gün ağarmadan…

Seni bıraktığım gecelerde, uyursan cehennem uyanırsan araf…

İstemesen de hatırlarsın, ortası yok bunun… Kısa bir kanama çözülür iliklerinden gün ağardığında dönebilirsen dön yeniden... Konuşsaydım çok şey söylerdim. 

Yüzüme bak gördüğün şeyi susarak anla, anladığında artık o ben değilimdir... 
Soru sorma sakın… Her şey aynı… Janis, aynı Janis.

Duvardan duvara çektiğin acın var kadrajımda kalan... Bir kere görsen kendi yüzünü, dönüp bir daha bakarsın diyorum…

Etine iz bırakmanın zamanı hiç değildi ama o da yeterdi…

Kendi omzunda ağladığın o her gece...
Ve yürütemediğin her yol için ayrı çoraplar çürüdü çekmecende…

Dokunma duyunu kaybetmek üzeresin… Ayaklarıma ihtiyacın mı var? Huzura?

Daha önce de söylemiştim buna benzer bir şey hatırlar gibiyim, artık üzerinde dolaşan onlarca elin içinden belki biri benim ki olur yine diye onlarca tecavüze adımı vereceksin… 

Sarı çizgiyi geçmeden metroya binebiliyor musun artık?

Biliyor musunuz, içim geçiyor bazen... Sızıyorum. Her an birilerine “ Evet!” diyebilirim biliyorum... Haberiniz olsun, artık yalan söyleyebiliyorum…

Okumadan attığım gazeteleri özledim.

Hatırlamıyorum... En son kime ne dediğimi, en son hangi cümle sonuna sadece nokta koyduğumu, zamanında kan gövdeyi sararken yere yüzüstü çakmalarımı...

Hangi ruh omurgama Efendi-n olmam için üflediyse, dimdik durmayı ve hangi ruh öğretmiş ise cin olmadan adam çarpmayı... Çözüyorum bağlarını... Öpsün ellerimden!

Her kim, kendisini sevmediğim halde çok sevdiyse beni bu yalanla hemen kahrolsun... 

Sakallı hırpani adamlar deniz kenarında adı olmayan bir şehir kurdular. Her gecenin kârı bir şişe rakı... Ve bende senin gibi gerektiğinden falanca olabilmek yüzünden hiç bir zaman o şehirde olamayacağım. 

Her kim ya da her ne engelliyorsa özümüz ile yaşamayı ve kimin yada neyin gözü kaldıysa eteklerimdeki taşlarda, kahrolsun... Bazen sözlerimden dur! yağıyor kendi üzerime... Ama durmak mümkün değil...

Senin durumunsa benden çok daha vahim...
Oynadığın o perde, yuttuğu sahne tozunu öksürüp yüzüne baka baka kapanıyor...
Bir sessizlik...
Alkış sonrası....
İşte o sessizlik ki, bunca zamandır aldandığın kendine...
Ki, sorsalar bana işte o an, o sensin.
Tanrı sussaydı şahidimdi ki, söylerdim...

O evde merdivenden aşağıya inerken, sol ya da sağ dönebilecekleri ilk odada ilk baktıkları yerde duran aslında daha önce hiç aramadıkları o sen gibi, hatta o odaya giren ve o odadan çıkan herkes gibi özgür kalsın artık özün... 

Ben bir gün... Işığın gözlerimi kamaştırdığı bir barda, içkinin şişede durduğu gibi durmadığı ama şişenin inadına içkide durduğu gibi durduğu, öylesine dik öylesine ayık bir anımda kime hangi masalı uyduracaksam, o masal onun olsun...

Tek gerçek şudur ki; "ayaklarımın altında tamamlanır elimin altındayken yarım kalan tehlike!" Ve o an milad'ı takvimidir onun...

Kime en son bir delik açtığımı en son kime sen kiminsin diye sorduğumu hatırlamıyorum...

Bir aynada bir çift gözün anlamlarca bana bakması dışında bu bir çift gözün aynası olmak dışında üzerine mermi gibi sıkılan cümlelerin, içinden bomboş geçmesi dışında çok üzgünüm yetmeyecek, bırakacak hiç bir şey kalmayacak arkamda... 

Bizim mutluluklarımız anlatılmaz! Asla paylaşılmaz, sevmez kimse aşmaları öyle ya, elbisen başka durur başkası giyerse üstüne...  İğnelersin adaleti içerine...  

Bu sen değilsin…
Bunu isteyen değilsin…
Ben Medusa değilim,
Ben Sahip olanım.
Ki,her şeyi geçiyorum, her gecenin sonunda bir sabah vardır diyen kişi, sabahı görmek için uyumuştur... Bunu diyen biri çok feci uyutulmuştur...
Ki, bilen bilir...
Her eylülün sonu hep ekim ve her tek sayının sonu zaten çift sayı..
Dünya yuvarlak öyle ya, nasıl olsa her gidenin yolculuğu yola çıktığı noktada son bulur...


İyi ki yaptım yarım bıraktığım her şeyi...
Nasıl ki yarım bıraktığım Femdom ilişkiler, D/S, toplamında hakimiyet ise beni ben yapan,
Nasıl ki o yarımların birbirine sarılıp tamamlanmasıysa avucum da uyardığım kırbaç,
Ve gündüzü yapan ve geceyi yapan da aynı güneşse ve bekleyen yeni bir gün ve yeni bir zamanı önceden kabullenmişsem eğer, söylememiş olmamak için... 

Benle derdi olan varsa, ben almadan, alsın aklını gitsin!


Ne anladınız? Hiç bir şey!?

Aferin!


31 Ağustos 2013 Cumartesi

DİSİPLİN !?

Her zaman söylediğim gibi bahsini geçirdiğim her konu tamamen şahsiyetimi ihtiva eder, dolaysıyla kimin neyi nasıl uyguladığı umurumda da değil, önce bunda anlaşalım.

Bizlerin hayatının temel taşı olan DİSİPLİN üzerine sohbet etmek istedim bu defa.

DİSİPLİN bu yaşamı kurabilmenin temel taşı ve kişiye göre değişken bir durumdur bana göre. DİSİPLİN bir derya... Peşinden sadakat, sabır, itaat ve biat gelir... Ama disiplin olmadan bunlara erişmek söz konusu değil...

Öncelikle disiplin, hüküm altına girmek isteyen yapının mayasında olması gereken en önemli unsur. İç disiplinini yakalamamış bir erkek/kadın köpeğe ne yaparsanız yapın işlemeye çalışılan disiplin tutmayacaktır. Bu sebeple bu yazıyı okuyan kişi olarak eğer hayatını itaat ederek geçirmek üzerine düşünceler içerisindeysen, bahsettiğim iç disiplinine sahip olup olmadığın benim/bizler için oldukça önemli unsurdur. Bunun varlığı/yokluğu ise çok geçmeden anlaşılacaktır. Bu sebeple tatsız durumlar yaşanmasını istemiyorsan her zaman altını çizdiğim gibi ben/biz seni kurcalamadan önce sen kendini yoklayacaksın.
Yani içeride bir iç disiplin söz konusu ise dışarıdaki otorite olarak sana yapıştırdığım disiplin mıknatıs gibi birbirine yapışacak ve tutacaktır. İşte o zaman ben seni istediğim gibi yontacağım, istediğim gibi oynayacağım...

Başında da söylediğim gibi her yiğidin yoğurt yiyişi farklı dolaysıyla seni değerlendirme biçimlerimiz de farklı olacaktır. X Mistress farklı, Janis farklı biçimlerde...

Bahsi geçen disiplin, seans aralığında ki “disiplin oyunu” değil, lifestyle’ın ta kendisi. Bu sebeple şimdi gözlerini iyi aç!

DİSİPLİN JANIS için dıştan içeri doğru bir yol izliyor.

Nasıl?

GÖRÜNTÜDE DİSİPLİN: İçeride disiplin varsa dışarıya yansıyacaktır. Her Mistress’in görmek istediği farklı elbette, benim için de geçerli... Kimisi çırılçıplak yalnızca tasma ile kalınmasını ister, kimisi farklı biçimlerde... Kendi dünyama kapandığım andan itibaren görmek istediğim biçim oldukça belirgin. Bilenlerin ezberleri de bu güne kadar oldukça oturdu neyse ki...

Nasıl?

Öncelikle “kalın” köle sevdiğimi hatırlatayım... Erkeğin/kölenin kalın olanı makbul bana göre... Gözümü de, elimi de, ayağımın altını da dolduracak... Kapı gibi denilen cinsten!

Bu güne kadar sanıyorum belirtmediğim ama söylemekten hiç de sakınmadığım bir fetiş durumum var o da sakal... Evet yanlış okumadın, SAKAL! Hele de kumralımsı ise... Ayaklarımı taş yerine ona sürtmeyi seviyorum! Çok! Kaşımayı da... Masajı da...

İş hayatı ve mecburiyetler söz konusu değilse, kesinlikle istediğim bir görüntü... Üstelik hırpani görüntüyü de seviyorum. İşte o hale zaman zaman takım elbise giydirmek oldukça güzel bir görüntü veriyor bana... “Benim mantığıma göre” konumu senden yüksek olan bir kadın karşısında çükünü sallaya sallaya dolaşamazsın. Ta ki o seninle/onunla oynamak isteyene dek! Bu sebeple üstüne başına özen göstermelisin. Kıçtan düşen bir pantolon renkli ve yazılı çizili kılıklardan hoşlanmıyorum! Basic giyinmek hem senin için konfor sağlar hem benim için rahatsızlık vermeyecek bir görüntü... Düz beyaz, gri, lacivert  vb bir üst ve üzerine oturan mavi bir jean giymek çok zor olmasa gerek!? Bu arada aman ha güzel kalın deri bir kemer takmayı unutma! Özellikle de dana derisi!!! O hep olsun elimin altında ve belinin üzerinde!

Gelelim ayak/ayakkabı meselesine... Bu konuda bir zaman önce tweet yazdığımı hatırlıyorum. Ayağa ve ayakkabıya bu kadar düşkün varlıklar olarak öncelikle kendi ayak ve ayakkabılarına özen göstermenin gerekli olduğu konusunda çok netim! Temiz ve kokmayan ayaklar, temiz delinmemiş çoraplar ve kirden rengini kaybetmemiş ayakkabılar... Kokarca gibi miskin bir halde efendinin huzurunda olma lüksün yok bana göre...
Ter kokusu meselesine girmiyorum!

Şimdi buraya kadar geldik, diyelim ki ben başından bu konularda seni ikaz ettiğim halde antinkuntin renkler ve apaçi gibi geldin karşıma üstelik ter kokuyorsun ve ayakların da kokuyor! Şimdi ne olacak?

O üzerindekini çıkartıyorsun, banyoda yere seriyorsun, donunu sıyırıyorsun ve üzerine dışkılamak üzere pozisyonunu alıyorsun hemde gözümün önünde!!! Sonra onu kaldırıyorsun ve wc fırçasını eline alıyorsun ve kıçını onunla fırçalıyorsun! Sonra sana uzattığım diş fırçanı alıp ayaklarını fırçalaya fırçalaya bir güzel temizliyorsun! Diş macununu unutmadım, leş gibi ter ve leş gibi ayakları kokan bir köpeğin kesin bacak arası da kokuyordur. Oraya da bir güzel diş macunu sıkıp sıvayalım ki mentollü mentollü fırçalaya fırçalaya tertemiz olsun, ama biraz beklesin donana kadar, hatta önce çükünün ucunu macunla kaplayalım!!! Bunları ve dahasını göze alıyorsan devam et banyo yapmak roll on kullanmak ve dümdüz giyinmek daha zor geldiyse seçim senin! Bak ne kadar esnek bir Janis’im ben!!!

Bu arada montun cebi açık mı, pantolon cepleri dolu ve şişkin mi, gereğinden açık düğmeler, yenmiş tırnaklar ve muntazamlığını kaybettirecek her görüntü de çok eğlendiğim cezalarım var senin için... Evvel zaman içinde saçlarını abuksabuk şekle sokan bir erkeksi canlının saçının tam ön kısmına gelecek şekilde papatyalı toka takıp bütün gün onunla dolaşmasını, arada aynada kendine bakmasını istediğim, çok güzel olmuşum teşekkür ederim Efendim dedirttiğim doğru bir bilgidir... Cezalarımı hak etmek ister misin!? Pek sanmıyorum...

DURUŞTA DİSİPLİN: Karşında bir Efendi varsa duruşun hep dimdik başın ve gözlerin hep yerde olacak! Karşında bir Efendi varsa duruşun hep dimdik başın ve gözlerin hep tam karşıda olacak! Karşında bir Efendi varsa duruşun dimdik başın ve gözlerin sana işaretlenmiş tek noktada olacak! 

Ve her duruşun için bir kod verilecek sana!

Her zaman dimdik bir bedenin olmalı...  Ama kod verildiği anda dimdik tam da bildiğin gibi karın içeride göğüs dışarıda;

Başın ve bakışların yerde:  Çünkü bulunduğun ve yaşadığın yeri görmeni istiyorum...

Başın dik ve bakışların karşıda: Çünkü bana ait olduğun için gurur duruşunu bana göstermeni istiyorum, bu yaşamından memnun olduğunu ve utanmadığını...

Başın ve bakışların sana işaretlenen tek noktada: Çünkü orada dikkatle görmeni ve oranın haricinde görmemeni istediğim sürprizlerim var senin için!?...

İşte bu duruşlarda özellikle beni çok iyi duyabilmeni istiyorum, sadece topuk sesi değil nefesimi bile!

ZAMANDA DİSİPLİN: Zaman en önemli disiplin/eğitim aracım... Benim saatim ve senin saatin (o saat kullanılacak!) dk ve sn olarak eş hareket edecek... Buna binaen, zamanlamalar çok önemlidir.

Zaman çok eğlenceli bulduğum bir gereklilik... Düz vuran saat kavramım yoktur benim, 01:00 yada 17:30 veya 20:15 gibi... Benim için 01:08 vardır mesela, yada 15:48 yada 18:36 yada 23:22...
Sana belirlenmiş saatlerin dışında hareket etmen söz konusu değildir. Sana 21:04’de tam burada olacaksın diyorsam 21:03 yada 21:05 şansın yoktur... Geç gelmek kadar erken gelmek de sorundur, erken gelip zamanının gelmesini  kollayabilirsin yada geç kalıp ebediyen ortadan yok olabilirsin... Seç!

Ve evet bazen sırf keyfim olsun diye bir gün içine 10 farklı saat belirler her o dk vurduğunda o görevin yerine getirildiğine dair bilgi almak isterim...  Bütün gün saat kovalamak çok zor olmasa gerek!? Bence eğlenceli...: )

Verilen görevler içinde zaman söz konusu elbette... Hele de saniyelerle yarışman ve eğlenmem! Üzerinde ki aptal gömleğin yakasını bağrını concon/arabeskçi gibi açık bıraktığında koparıp eline verdiğim düğmeyi dikmek için sadece 97 sn. zamanın olabilir. Ha bak burada 96-95 becerebilirsen 90 sn de olabilir ama asla 98 olamaz... Geçirirsen koparıp yine eline vereceğim onu, ta ki zamanı tutturabildiğin yere kadar... Hatırladın mı bu eğlenceyi bir yerden!? : ) Bence iki kat oje sürmek 362 sn. geçmez yada bir sepet çamaşır asmak 128 sn... : )!?

Zamanlaması uzun olan görev/isteklerde örneğin; yarım saat sonra çay demlenmiş olsun diyorsam 25.dk servise hazır halde olması gerektiği unutulmamalı. Bu olası ne durumdasın yoklamasında ve olur da erken isteme halimde tedbirli olmanı sağlar. Önerilen zaman kullanım biçimi budur.

Gibi gibi...

DİSİPLİN VE DAHASI;
Her zevkin/eylemin bir disiplini var elbette... Bir duruşu pozisyonu var...
Efendine soru sorabilmek için,
Efendine cevap verebilmek için,
Efendine bir şey verebilmek için,
Efendinden cezanı almak için,
Efendinden ödülünü almak için,
Efendin tarafından kırbaçlanmak için,
Efendine tasmanın yerini gösterebilmek için,
Efendine foot/oral vb tapınabilmek için,
Efendin ile sohbet edebilmek için,
Efendinden izin alabilmek için,
Efendin tarafından becerilmek için,
Ve dahası...

Efendin ile eş zamanlı hareket edebilme disiplini de var elbette; Kapıdan girdiğim/odaya girdiğim an, ayağa kalktığım an, elimi uzattığım an, ayağımı uzattığım an... Bu anlamda reflekslerin hemen reaksiyon gösteriyor mu yeterince hızlı mı dikkatin toplu mu dağınık mı!? 

Efendinin teşekkür etmek üzere ayaklarına eğildiğinde bile hangi elin ile hangi ayağı tutacağın hangi elin nerede durması gerektiği diğer elin nerede duracağı, nasıl bir pozisyonda hangi mesafede durması gerektiği bile disiplin içerisinde güzel bir yerde...

DİSİPLİN CEZASI : Diyelim ki üzerine basa basa sana öğretilen o itaatkar/köpek duruşunu unuttun, o halde  önce sigaramı sarıp verecek ve yakacaksın, sonra ellerinin değil yumruklarının üzerinde o pozisyonu alarak odanın tam ortasına koyduğum/oturduğum sandalyenin etrafında 10 kez dönmek zorundasın, başlangıç noktasında özür dileyecek, her turu tamamladığında bu cezayı çektiğin için teşekkür edeceksin ve külümü dökmem için avucunu açacaksın, ve devam... Çok canımı sıkarsan atacağın tur alanını genişletebilirim... 

Diyelim ki gereksiz hareketler yaptın, hayali bir tavşanın eline verilip yarım saat boyunca onu sevip ona o an uyduracağın masalı anlatmanı izlemek beni eğlendirir, sende eğlenirim diyorsan gereksiz saçmalamaya devam edebilirsin!?

Diyorum ya, DİSİPLİN deryadır...


Neyse, gidip Shibari üzerinde çalışayım biraz, üzerinde çalışmak demişken, 

GEL BURAYA!